Prş12132018

Anne-baba-çocuk İlişkileri

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

Aile, bireyin ve toplumun fonksiyonlarında en temel öğedir. Bireyin yaşamında önemli yer tutan beslenme, bakım, sevgi ihtiyacı, duygusal gelişim, psikolojik gelişim, eğitim, kültürel değerleri kazanma gibi temel ihtiyaçlarını karşıladığı ilk yerdir. Ailenin çocuk üzerindeki etkisi çoğu kez daha doğumdan önce başlar. Ailenin çocuğa karşı istekli ya da isteksiz oluşu, gerek ruhsal- kültürel, gerekse ekonomik-toplumsal yönden bu çocuğun gelişimine hazır olup olmadığı ve çocuktan beklentileri, doğacak çocuğun yaşantısını, ilk izlenimini ve çevresi ile duygusal iletişimini önemli ölçüde etkileyecektir. Bu nedenle insanın yaşamı boyunca seçme özgürlüğüne sahip olmadığı tek ve en önemli şeyin ailesi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ailenin kişi üzerindeki etkisinin ne denli kalıcı bir biçimlendirici gücü olduğu düşünülürse, aile kavramının önemi daha da belirginleşir (Yavuzer, 1993:126).
Kişinin ailesini seçme özgürlüğünün bulunmamasına karşılık, çocuklarını ruhsal ve toplumsal açıdan sağlıklı bireyler olarak yetiştirmek için gerekli ortamı kurması ve sürdürmesi, aile konusunda bilgili ve bilinçli davranmasına bağlıdır. Aile üyeleri ile olan ilişkiler çocuğun diğer bireylere ve tüm yaşama olan tutumunun temelini oluşturur. Aile çocuğa, ailenin bir üyesi olduğu bilincini aşılar ve toplumsallaşmasının temelini atar. Aynı zamanda aile, grup içinde dengeli bir birey olabilmesi için çocuğa güven duygusu aşılar, onun sosyal kabul görebilmesi için gerekli ortamı hazırlar ve toplumsallaşabilmesi için model olur. Çocuğun topluma uyum sağlayabilmesi için gerekli olan alışkanlıkları kazanmasına yardım eder.
Sosyal uyum üzerindeki çalışmalar, ailenin çocuk üzerindeki ilk etkilerinin çok önemli olduğunu kanıtlamıştır. Evlerinde yakın ilgiyle ve demokratik bir ortamda büyüyen çocuklar, arkadaşlarıyla ilişkilerinde de başarılı olmaktadırlar. Baldwin ve Watson'un araştırmalarına göre hoşgörülü ve demokratik evlerde büyüyen çocuklar, arkadaşlarıyla ilişkilerinde daha etkin, daha girişken, yaratıcı fikirler öne sürebilen, fikirlerini serbestçe söyleme eğilimli çocuklar olmaktadırlar. Buna karşılık daha sert bir denetim altında tutulan ya da eğitim yöntemleri değişken olan ailelerde büyüyen çocuklarsa, boyun eğmeme ve saldırganlık gibi yollarla kendilerini kabul ettirmek istemekte ve kendi iç dünyalarını açıklamakta zorluk çekmektedirler. Dengeli, duygusal ve toplumsal etkileşimin güçlü olduğu aile ortamında, yeterli sevgi ve sevecenlik içinde büyüyen çocuklar, gelişimleri için gerekli deneyimleri elde edebilirler. Bu tür aile ortamlarında çocuğa bağımsızlık yolunda yeterli ortamların hazırlanması, onun sağlıklı bir kişilik yapısı oluşturmasına yardımcı olur.
Kendilerine ve çevrelerine uyum yapmış anne-babaların çocukları kendilerine sağlanan destekle benliklerini geliştirirler, bütünleştirir ve özerk bireyler olarak yetişkin yaşama ulaşırlar. Kendi yetersizlikleri nedeniyle reddedici ya da aşırı koruyucu tutumlar gösteren ana-babaların çocukları ise, kendilerine ayrı bir birey olarak değer verilmediğinden kişiliklerini bütünleştiremezler(Geçtan, 1993:33).
Ergenlik dönemindeki çocuğun davranışlarına rehberlik edecek değerleri kazanması ve sosyal yönden sorumluluklarını öğrenmesi konusunda yardıma gereksinimi vardır. Bu gereksinimi sağlayan ve ergenin yaşamında etkin olan toplumsal kurum ailedir. Ergen, isyankar tavır alışının yanında, anne ve babasının desteğine gereksinimi vardır. Ergenlik dönemi, ergen ile yetişkinin değerlerinin farklılaştığı bir dönem olmakla birlikte, anne-baba, ergenin kendisini özdeşleştireceği en önemli modelleri oluştururlar (Yavuzer, 1993:130).
Ana-babanın duygusal sorunları olan kişiler olması, evlilik ilişkilerinde başarılı olmamaları, ergenin aile içinde sürekli kavga ve çekişmeye tanık olması şeklindeki kötü ev koşulları ergeni bir karmaşaya, iç çatışmaya, uyumsuz davranışlara ya da suça itebilir. Çocuklar arasındaki uyum bozukluğuna neden olan birçok duruma, yetersiz ilk anne-baba-çocuk ilişkilerinin yol açtığı saptanmıştır. Aile içinde eşler arasındaki ilişki, çocuklara karşı takınılan davranışı etkilemektedir. Örneğin, eşiyle anlaşamayan mutsuz bir anne, tüm sevgisini çocuğuna vererek onunla aşırı derecede bütünleşebildiği gibi tam tersine, saldırgan bir tutuma da bürünebilir.
Büyüme aşamalarında başarılı olan çocuklar, iyi aile ilişkileri içinde yetişmiş kimselerdir. Aile içinde gerçekleşen başarılı ilişkiler, mutlu, arkadaşça, bunalımdan uzak ve yapıcı bireylerin oluşumunu sağlarlar. Bunun tersine, uyum bozukluğu gösteren çocuklar, genellikle başarısız bir anne-baba-çocuk ilişkisinin ürünüdürler. Anne ve babanın sevgi ve ilgisinden yoksun olarak büyüyen çocuklar, büyük bir sevgi açlığı gösterirler. Bu açlık da, bir takım davranış ve uyum bozukluklarına neden olabilir (Yavuzer, 1993:133).
Yapılan araştırmalar, gerek intihar sonucu ölen, gerek sadece girişimde bulunan veya depresyon geçiren gençlerin büyük çoğunluğunun en az birkaç ay öncesinden beri aile içi sorunlarla boğuştuklarını göstermiştir. Bu süre içinde aile-genç çatışmaları en üst düzeye ulaşmış, çoğunlukla ana-babalar genci eleştirmiş, ona kızmış ya da davranışlarını sınırlayan katı kurallar koymuşlardır. 1988'de yayımlanan bir yazıda, depresyon geçiren babaların kendi çocukları ile çelişkili ilişkiler yaşadıkları vurgulanmaktadır. Gençlik döneminde bir yanda çocuklar gençlik döneminin beklentilerine yanıt vermeye çalışırlarken, diğer yanda ana-babaları orta yaşın beklentilerine uyum sağlama çabası içindedirler; gelişimin bu orta yaş ile gençlik dönemleri aile yaşamının en bunalımlı dönemleridir. Bu araştırmaya göre, bunalımlar aynı anda ailenin çeşitli bireylerini etkilediği zaman aile içi çatışmalar artar (Ekşi, 1990:171).
Çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemi olarak nitelendirilebilen ergenlik dönemindeki ergenin sorunlarını kolaylıkla çözebilmesi ve bu dönemi hasarsız atlatabilmesi, geçmişteki olumlu aile ilişkilerine bağlıdır. Çocukluk döneminde anne-babasıyla ilişkileri iyi olan ve mutlu bir ortamda büyüyen bireyler, ergenlik döneminde de mutlu olurlar ve bu dönemdeki sorunların üstesinden daha kolay gelirler.
Aile üyeleri arasındaki ilişkiler ve aile ortamı psiko-sosyal yönden gelişen bireyin en çok etkileşime uğradığı yerdir. Bu ilişkiler, bireyin kendine güvenmesini, kendine ve diğer bireylere sevgi duymasını, kimlik kazanmasını, kişilik gelişimini, sosyal beceriler geliştirmesini ve topluma uyum sürecini olanaklı hale getirir.
Aile birliğinde, aileyi oluşturan bireyler birbirlerinden etkilenirler. Bu durum, organizmayı oluşturan organlara benzetilebilir. Organizmadaki organlardan birindeki bozukluk diğerlerinin işleyişini de etkileyecektir. Bu nedenle ana-baba ile çocuk arasında sağlıklı bir ilişkinin oluşabilmesi anne ile baba arasındaki ilişkilere bağlıdır. Uyumlu ve mutlu bir evlilik yapmış olan çiftler çocuklarına karşı kabul edici ve sevecen bir tutum benimsemekte, çocuklarıyla iyi bir ilişki içine girebilmektedirler. Buna karşılık mutsuz bir evlilik yapan çiftler ise böyle bir ilişki kurmada güçlük çekmektedirler. Anne ile baba arasındaki olumsuzluklar çocuklara da yansır. Onlara karşı ilgisiz ya da baskıcı, reddedici ya da koruyucu bir tutum içine girebilirler (Dönmezer, 1999:71).
Ana-babaların çocukları ile kurdukları ilişkinin niteliği, çocuklarının daha sonraki duygusal yakınlık kurma ve olumlu ilişkiler geliştirme kapasitelerini etkilemektedir (Parker, Barrett ve Hickie, 1992). Bu anlamda anne-babalar çocuğun gelişimindeki ilk ve en önemli modellerdir. Eşler arasındaki bozuk ilişki ve eşlerin olumsuz davranış örnekleri doğrudan çocuğun davranışlarına yansıyacaktır. Örneğin, anne-baba sorunların çözümünde şiddete başvuruyorlarsa, çocuk da problemlerini çözmede bu yolu deneyebilecektir. Aile içindeki çatışmalar (anne-baba, anne-çocuk, baba-çocuk, kardeşler arası çatışmalar gibi) aile içindeki her bireyi etkiler. Fakat, çatışmaları önem sırasına koymak gerekirse, anne-baba çatışması ailenin tüm bireylerini diğerlerine oranla çok daha fazla etkilemektedir Aile için anne-baba ilişkisi temeldir (Yörükoğlu, 1996).
Aile bireyleri birbirleriyle sözlü ya da jest ve mimiklerle anlaşırlar. Birbirlerinden aldıkları mesajlar ile kendilerini değerli ya da değersiz, güvende ya da güvensiz hissederler. Çocuğun kendini güvende ve değerli hissedebilmesi, sağlıklı davranış biçimi geliştirebilmesi, ailesi ve çevresiyle uyumlu yaşayabilmesi için anne-babasından aldığı mesajlar önemlidir. Anne-babanın kişilik yapısı, eğitim durumu, çocuğa yaklaşım biçimi, yetişme tarzları ve kendi anne-babalarından gördükleri davranış biçimleriyle beraber anne-babanın birbirine davranış tarzları, çocuğu önemli derecede etkiler.
Duygusal sorunların yaşandığı ailelerde ve toplumlarda, genellikle çocukları kabullenme davranışlarının azaldığı, duygusal sorunları olmayan ailelerde .ise bu davranışın yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca, reddedilen çocuklarda ana-babaya karşı düşmanca davranışlar gözlenmiştir (Rahner, 1975).
Aile içi şiddet ile ilgili çalışmasında Kozcu (1994), aile içi şiddeti çocuğa yönelik şiddet, eşler arasındaki şiddet ve yaşlılara yönelik şiddet olarak sınıflandırmıştır. Sınıflandırmanın biçimi nasıl olursa olsun aile içi şiddet türlerinin tümü birbirleriyle ilişkilidir.
Uzun süreli ve kötü bir evlilik ilişkisinin genellikle çocuklara istismar ve ihmal şeklinde yansıdığı görülmektedir. Sorunlar yaşanan evlilikler üzerine yapılan çalışmalar özellikle babaların, eşlerinin bir başkasına sevgisini patalojik bir şekilde kıskandıklarını ve bu yüzden şiddet uyguladıklarını ortaya koymaktadır. Ayrıca babaların çocuklarını eşleriyle ilişkilerinde kendilerine birer rakip olarak gördükleri ve bu yüzden çocuklarını sevmedikleri vurgulanmıştır.
Fiziksel şiddetin yaşandığı ailelerde, genel olarak evlilik doyumunun düşük olduğu görülmektedir. Aile üyeleri birbirleriyle çatışmalı ve olumsuz bir etkileşim içindedirler. Ganley ve Harris'in(1978), aile içi şiddet uygulayan erkekler üzerinde yaptıkları klinik görüşmelerde, bu erkeklerin ciddi iletişim problemleri olduğunu saptamışlardır. Evliliklerindeki problemlere çözüm olarak şiddeti kullanmak, genel iletişim becerilerindeki yetersizliklerinin bir sonucu olarak görülmektedir (Babcock, Waltz, Jacobson, Gottman, Rushe, Cox, 1993).
Şimdiki çocukların geleceğin sağlıklı yetişkinleri olabilmeleri için anne-baba arasındaki iletişimin sağlıklı olması gerektiği yukarıdaki paragraflarda vurgulanmıştır. Eşler arasındaki iletişim biçimiyle birlikte anne-babanın çocuğa zaman ayırması, onun aktivitelerine katılması; çocuğu olduğu gibi kabul etmesi, onu dinlemesi, duygu ve düşüncelerini açıklamasına fırsat vermesi, yaptıklarında onu destekleyici bir tutum içinde olması, tüm bunları yaparken de etkin dinlemeyi kullanması önemlidir.
Bir insanın çocukluk dönemindeki olumuz yaşantılarını yetişkin dönemine yansımaları arasında, insanlarla birlikteyken yaşanan genel korku, önyargılardan kaynaklanan sürekli bir kızgınlığın birikimi sonucu oluşan düşmanca eğilimler, bu eğilimlere eşlik eden suçluluk ve değersizlik duyguları ve günlük yaşamın olağan sorunlarına ilişkin yaşanan sonu gelmez kaygılar sayılabilir (Geçtan, 1993:48)
İyi bir iletişimin gerçekleştiği aile ortamında aile üyeleri birbirlerinin duygu ve düşüncelerini anlamada, işbirliği, yardımlaşma ve paylaşma duygularının gelişmesinde zorlanmazlar. Böyle bir ortamda çocuklar daha özerk ve bağımsız bir kişilik geliştirirler; düşünme, düşüncelerini ve duygularını açıklama özgürlüğü ve alışkanlığı kazanırlar. Buna karşılık etkili bir iletişimin oluşturulamadığı aile ortamında çocukların gelişimi engellenir. Çocuklar duygu ve düşüncelerini rahat ifade edemeyen, bağımlı birer birey olurlar. İleride çeşitli sorunlar ve uyum problemleriyle karşılaşabilirler. Bu nedenle anne-baba-çocuk arasında etkili bir iletişimin kurulması önemlidir (Dönmezer, 1999:77-78).

tavsiyeediyorum.com