Pz01212018

40 soruda Tüp Bebek

1. Kadınların doğurganlığını etkileyen faktörler nelerdir?

—En önemli faktör yaştır. Kadın yaşı arttıkça gebe kalabilme şansı azalır. 44 yaşından sonra pratik olarak gebelik şansı ihmal edilebilecek kadar azdır. Daha önce geçirilmiş cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar, yumurtalık ve tüpleri etkileyen enfeksiyonlar da gebelik şansını olumsuz olarak etkiler.

2. Kadınlar ne sıklıkla jinekolojik muayene olmalılar?

-Cinsel olarak aktif olan kadınlarda jinekolojik muayeneler her yıl yapılmalıdır. Bu muayeneler ile beraber rahim ağzı kanseri taraması için PAP testi (smear) de yapılmalıdır.

3. Miyomlar ve tüplerin tıkalı olması hamileliği etkiler mi?

-Miyomlar rahim iç tabakasına yani bebeğin gelişeceği yere baskı yapıyorsa gebelik şansını etkiler. Rahim duvarından dışarı doğru büyümüş olan miyomlar ise çok büyük olmadıkça gebelik şansını etkilemezler. Tüplerin tıkalı olması ise gebelik oluşumunu imkânsız kılar.

4. Düzenli bir beraberliğe rağmen çocuk sahibi olamayan çiftler, ne zaman tedaviye yönelmeliler?

-Kadın yaşı 35’in altında ve öyküde gebelik oluşumunu etkiyebilecek herhangi bir problem yoksa 1 yıl, yaş 35’nin üzerinde veya geçmişte gebelik oluşumunu etkiyebilecek bir problem varsa 6 ay sonra inceleme ve tedavi başlanmalıdır.

5. Tüp bebek kaç yaşına kadar uygulanabilir? İleri yaştaki hastalar ne kadar beklemeli?

-Tüp bebek 45 yaşına kadar uygulanabilir. Ancak 40 yaşından sonra şansın azaldığı bilinmelidir.

6. Mikroenjeksiyon nedir?

-Mikronenjeksiyon tek bir spermin yumurta içine zerk edilerek döllenmenin sağlandığı bir tüp bebek yöntemidir

.
7. Tüp bebek nedir?

-Mikroenjeksiyondan farklı olarak spermler belirli bir sayıda yumurtanın çevresine bırakılır ve spermlerden bir tanesi yumurtanın içine kendiliğinden girer.

8. Mikroenjeksiyonun tüp bebek yönteminden farkı nedir?

-Mikroenjeksiyonda bir sperm direkt olarak yumurta içine özel bir cihaz (mikromanipülatör) aracılığı ile enjekte edilerek döllenmeye yardımcı olunur.

9. Tüp bebek veya mikroenjeksiyon kimlere uygulanır? Nasıl uygulanır?

-Gebe kalamayan ve klasik tedavi yöntemlerinin etkisiz olduğu durumlarda bu yöntemler uygulanır.

10. Tüp bebek tedavisi hangi aşamalardan oluşmaktadır?

-Yumurtalıkların uyarılması, yumurta toplanması, yumurtaların sperm ile döllenmesi, ve döllenmiş yumurtaların nakli (embryo transferi) aşamalarından oluşur.

11. Sperm tetkikinde sperm sayısının çok az olması veya sperm bulunmaması durumunda ne yapılmaktadır?

-Sperm sayısı az ise mikroenjeksiyon yapılır. Menide hiç sperm olmaması durumlarında ise testis içinde cerrahi olarak sperm aranması gerekir.

12. Yumurta nasıl toplanır? Ağrılı bir işlem midir?

-Vajinal ultrason ile yumurta toplanır. Ağrılı bir işlem değildir.   Kliniğimizde biz tüm tüp bebek uygulamalarında yumurta toplamada hafif genel anestezi kullanmaktayız.

13. Yumurta toplama işlemi sonrasında kişi kendini nasıl hisseder?

-Genellikle işlemden bir süre sonra evine gidebilir ve hatta aynı gün öğleden sonra işine dönebilir.

14. Bu tedaviler sonucu yumurtalık rezervi tükeniyor mu?

-Yumurtalıkların tüp bebek amaçlı uyarılması rezervi azaltmaz.

15. Her yumurta döllenir mi?

-Yumurtaların döllenmesi için olgun ve yapısal olarak normal olmaları gerekir. Her yumurta döllenmeye müsait değildir. Döllenen her yumurta ise sağlıklı bir embryo haline dönüşmez.

16. Yumurtalar döllendikten sonra embriyolar rahim içine nasıl yerleştirilir?

-Embriyo transferi basit bir işlemdir. Rahim ağzından ince bir plastik katater ile ultrason eşliğinde rahim içine yerleştirilir.

17. Transfer sonrası arta kalan embriyo olur mu? Olursa bunlara ne yapılır?

-Transfer sonrası arta kalan kaliteli embriyolar dondurularak saklanabilir.

18. Embriyo seçimi nasıl yapılır? Çoğul gebelik nasıl önlenebiliyor?

-Bayan yaşı, embriyo kalitesi, uygulama sayısı ve dondurulacak embriyo varlığına göre seçim yapılır. 6. Mart. 2010 tarihinde yürürlüğe giren yönetmelik ile transfer edilen embriyo sayısına 1-2 ile yasal sınırlama getirilmiştir.

19. Transfer sonrası istirahat edilmeli mi?

-İstirahatın faydası gösterilmiş değil. Normal yaşama devam edilmesini öneriyoruz.

20. Transferden sonra kişi normal aktivitelerine ne zaman döner?

—Cinsel yaşam ve spor dışında normal aktivitelere transfer sonrasında hemen dönebilir.

21. Kişinin cinsel yaşamını etkiler mi?

-Gebelik testi gününe kadar ilişki önermiyoruz ancak bu da etkinliği kanıtlanmış bir uygulama değil.

22. Tüp bebek tedavisinde kullanılan hormon ilaçları kanser riskini artırır mı? Bu ilaçların yan etkileri var mı?

-Kanser riskinde artış söz konusu değil. Yumurtalıkların aşırı uyarılması (hiperstimulasyon) en önemli risktir.

23. Bu tedaviler sonucu dış gebelik olur mu?

-Dış gebelik olasılığı %1–3 civarındadır. Hem rahim içinde hem de dışında olma olasılığı ise %0.5 tir. Buna heterotopik gebelik denir.

24. Dondurulmuş embriyodan elde edilen gebelik sonuçları nasıldır?

-Bu oranlar merkezden merkeze çok değişir. Anatolia Tüp Bebek Merkezinde biz %45–50 civarında bir gebelik oranı elde ediyoruz.

25. Dondurulmuş embriyo ile normal tüp bebek yöntemiyle doğmuş bebekler arasında sakatlık riski farkı var mı?

-Fark yoktur.

26. Çiftlerin her ikisinde de tıbbi bir sorun olmadığı halde gebelik elde edilemiyorsa nasıl bir yol izlenir?

—Tüp bebek ile gebelik olmaması durumunda detaylı bir araştırma yapılmalıdır. Eğer gebeliği engelleyecek bir neden bulunursa tedavi edilmelidir. Ancak çoğu zaman belirgin bir neden bulunmamaktadır.

27. Tüp bebek tedavisi ne kadar sürer?

Tedavinin başından gebelik testi gününe kadar yaklaşık 30 gün sürer.

28. Tüp bebek gebeliklerinde düşük riski daha mı yüksektir?

—Düşük riski daha yüksek değildir.

29. Tüp bebek kaç kez denenebilir?

— Üç denemeden sonra gebelik şansı düşer. Daha sonraki denemelerde de gebelik elde edilebilir ancak şans daha azdır.

30. Kullanılan sperm ve yumurtalar eşlerin kendisine mi aittir?

-Evet

31. Tüp bebek tedavisinde cinsiyet belirleyebilir miyiz?

-Belirlenebilir ancak etik ve kanuni nedenlerde dolayı Türkiye’de bu mümkün değil.

32. Gebelik oluşmadan önce genetik problemler konusunda alınabilecek önlemler var mı?

—Eğer aile içinde rastlanan genetik hastalıklar varsa ve bu hastalıkların preimplantasyon tanısı mevcut ise embriyolar üzerinde inceleme yapılabilir.

33. Embriyolarda genetik inceleme kimlere önerilmektedir?

-Akdeniz anemisi, orak hücreli anemi, ve bunlara benzer tek gen üzerinden geçiş gösteren çok sayıda hastalıkta embriyolarda genetik tanı mümkündür.

-Gebelik oluştuktan sonra koryon villus örneklemesi veya amniosentez ile genetik hastalıklardan bazılarının tanısı konabilir.

34. Tüp bebek işleminde başarılı olma şansı nedir?

-Başarı kadının yaşına ve embriyo kalitesine bağlıdır. 30 yaşın altında gebelik oranları %55-60 civarında olup, 40 yaşında sonra %15-20'lere düşer.

35. Tüp bebek işleminde başarıyı etkileyen faktörler nelerdir?

-Kadın yaşı, embryo kalitesi, rahmin bütünlüğü başarıyı etkiler.

36. Tüp bebek tedavisinde başarıyı olumsuz yönde etkileyen faktörler nelerdir?

- Rahim içinde embriyoların tutunmasını engelleyecek yapışıklık, myom veya polip gibi problemlerin olması, tüplerin tıkalı ve içlerinin su dolu olması tüp bebekte başarıyı olumsuz olarak etkiler.

37. Tüp bebek işlemi sırasında oluşabilecek riskler nelerdir?

-En önemli riskler çoğul gebelik ve aşırı uyarım sendromudur.

38. Tüp bebek tedavisi süresince hastanede yatmak gerekli midir?

-İşlemin hiç bir aşamasında yatış gerekmez.

39. Tüp bebek uygulamalarıyla elde edilen gebeliklerden doğan bebeklerle, normal doğan bebekler arasında fark var mı?

-Herhangi bir fark yok. Sadece testis içinde alınan spermlerin döllenme amaçlı kullanıldığı durumlarda az da olsa bazı anomalilerde artış olabiliyor.

40.   Doğru tüp bebek merkezinin seçimi için neler önemli? Hastanın bu seçimi yaparken nelere dikkat etmesi gerekir?

- Tüp Bebek merkezi seçimi, 6. Mart. 2010 tarihinde yürürlüğe giren yeni Tüp Bebek Yönetmeliği ile daha da önem kazanmıştır.   Transfer edilen embriyo sayısına yasal kısıtlama getirilmesi ve devlet desteği koşullarının ağırlaştırılması merkez seçimini daha önemli hala getirmiştir.

Tüp Bebek merkezi seçimi yaparken dikkat edilmesi gerekenler;

1. Merkez ne kadar zamandır faaliyette? Ne kadar yoğun? Merkezde çalışan ekip (klinisyen ve embriyolog) ne kadar zamandır tüp bebek ile uğraşmaktadır?
2. Gebelik oranı nedir? Özellikle başlanan uygulama başına eve canlı bebekle gitme oranı nedir?
3. Saygın embriyo dondurma programı var mıdır? Çözme sonrası embriyoların hayatta kalma oranı nedir? Embriyo çözme transferi başına gebelik ve eve canlı bebekle gitme oranı nedir?
4. Merkeze başvuran ümitsiz hastalara dürüstçe bilgilendirme yapılmakta mıdır?

Elbette, yukarıda bahsedilen hususlara doğru bilgi ile ulaşmak, günümüzdeki internet, basın ortamındaki, maalesef, bilgi kirliliğini de dikkate alır isek, zor olabilir. Yine de çiftlerin, araştırmacı olarak, o merkeze giden ve tedavi olan hastalara ulaşarak deneyimlerini paylaşmalarını tavsiye ediyorum.

www.latifkupelioglu.com

Erkeklerin en çok merak ettiği cinsel sorular

Dergimizin 8. inci sayısındaki ropörtajı için TIKLAYINIZ...

Yaşlanma süreci tüm vücut sistemlerini olduğu gibi cinsel hayatınızı da etkiler. Yaşlılık sürecinde meydana gelen biyolojik, hormonal ve psikolojik değişimler cinsel fonksiyonlarınızı fizyolojik olarak azaltacaktır. Burada önemli olan bu fizyolojik değişiklikler ile hastalık belirtilerinin birbirinden ayrılmasıdır. İşte size en çok merak ettiğiniz soruların cevaplarını topladığımız bir cinsel sağlık rehberi:

"Penisim küçük mü?"

SORU: Penisimin yeteri kadar büyük olmadığını düşünüyorum. Penisimin küçük olup olmadığını nasıl anlayabilirim?
CEVAP: Hiçbir erkek penisinin yeteri kadar büyük olduğunu düşünmez. Oysa penisin büyüklüğü ile orgazm veya zevk seviyesinin bir alakası yoktur. Ereksiyonun meydana gelebilmesi ve ilişkiyi devam ettirecek ölçüde sürdürülebilmesi en önemli faktördür. Ancak eğer yine de penisinizin yeteri kadar büyük olup olmadığını anlamak istiyorsanız, penisinizi ereksiyon öncesi yumuşak dönemde ölçmeniz gerekiyor. Yumuşak haldeki penisin uzunluğu (penisin ucu ile pubis yani dip kısmı arasındaki mesafe) 7 cm ve altında ise penis yetersiz boyutta kabul edilebiliyor. Bu durumda bir üroloğa başvurarak yapabileceklerinizi gözden geçirebilirsiniz. Günümüzde penis büyütme operasyonları ile penisin boyutunun yeterli hale getirilmesi mümkündür.

"Yaşlandıkça penis küçülür mü?"

SORU: Yaşlandıkça penisimin küçüldüğünü fark ediyorum. Bu normal midir?
CEVAP: Yaşlandıkça penisiniz küçülmez. Buradaki durum karın yağlarınız arttığı için orantısal olarak penisiniz küçük görünmesidir. Yani bu durum sadece optik bir yanılsamadır.

"Çok geç ereksiyon oluyorum"

SORU: Gençlik yıllarıma göre daha geç ereksiyon haline geçiyorum. Bu normal mi?
CEVAP: Gençlik yıllarında daha hızlı ereksiyon durumuna geçtiğiniz bir gerçektir. Özellikle 30’lu, 40’lı yaşlarından sonra ereksiyon yaratmak için penisin direkt uyarılması gerekebilir. Bu ilerleyen yaşlarla birlikte erkeklerin yaşadığı genel bir sorundur.


"Eskisi gibi sertlik elde edemiyorum"

SORU: Ereksiyonlarım gençlik yıllarımda olduğu kadar sert olmuyor? Ne yapabilirim?
CEVAP: En sert ereksiyonlar genelde ergenlik döneminde yaşanır. Bunun nedeni ilerleyen yaşla birlikte hormonların ve kan damarlarının yapısal olarak farklılaşmasıdır. Yaşla birlikte ereksiyonda hafif bir sertlik kaybı beklenen bir durumdur. Ancak penis sertliği-ereksiyon derecesi ilişkiye girmeniz ve ilişkiyi sürdürebilmeniz için yeterli değilse o zaman uzman bir üroloğa başvurmanız gerekir.

"Ereksiyon kaybı yaşıyorum"

SORU: Seks sırasında eskisine göre daha sık ve kolay ereksiyon kaybı yaşıyorum. Ne yapabilirim?
CEVAP: İlerleyen yaşla birlikte ereksiyonu sürdürmeniz zorlaşabilir. Konsantrasyon kaybı, rahatsızlık yaratan bir ortam, sesler, ilişkinin kesintiye uğramasıyla ilgili korku ve daha pek çok faktör performansınızı etkileyebilir. Hayatının belirli bir döneminde bir kez başarısız olan bir erkekte hemen sertleşme sorunu tanısı konmaz; bu durum ancak 3 ayı aşkın bir süre devam ederse kişinin doktora başvurması ve tanı için gerekli tetkikleri yaptırması gerekmektedir. Bir başka deyişle, sertleşme problemi, bir erkeğin üç ayı aşkın bir süre cinsellikle ilgili arzu duymasına rağmen ilişkiye girmek için gerekli olan sertleşme seviyesini elde edememesi durumudur. Böyle bir durumda ereksiyonu olumsuz yönde etkileyen metabolik, hormonal, damarsal, nörojenik ve diğer faktörler araştırılmalı ve uygun tedaviye başlanmalıdır.

"Zaman zaman sertleşme sorunum oluyor"

SORU: Ara ara sertleşme sorunu yaşıyorum. Bu kötü sonun habercisi midir?
CEVAP: Bazı dönemlerde sertleşme sorunu yaşayabilirsiniz. Bu durum her hangi bir yaşta oluşabilir ve zannettiğiniz kadar nadir görülen bir problem de değildir. Dönemsel erektil disfonksiyon stres dönemleri, alkol kullanımı, ilaç bağımlılığı veya depresyon gibi psikolojik nedenlere bağlı olarak gelişebilir.

"Tekrar ereksiyon olurken çok zorlanıyorum"


SORU: Bir ereksiyondan sonra tekrar erekte olmakta zorlanıyorum. Oysa eskiden böyle bir sorun yaşamıyordum. Bunun nedeni nedir?
CEVAP: Refraktör periyot yani bir ereksiyondan sonra diğer bir ereksiyonun oluşması için geçen süre yaşla birlikte artar. Ergenlik döneminde sadece dakikalar içinde ikinci bir ereksiyon oluşabilirken, ilerleyen yaşlarda bu süre 24 saate kadar uzayabilir. Ayrıca her kişide genetik olarak da bu süre farklılık gösterir. Bu normaldir.

"Çok zor boşalıyorum"

SORU: Boşalmak için eskisine göre daha fazla uyarılmam gerekiyor. Bu normal mi?
CEVAP: Yaşlılık sürecinde vücudunuzdaki tüm sistemlerde genel bir yavaşlama göze çarpar. Hassasiyet, sinir iletimi, kan damarı aktiviteleriniz yavaşlar, hormonal seviyeleriniz düşer. Bu nedenle yaşla birlikte orgazma ulaşmak için daha fazla uyarı gerekmesi normaldir.

"Hiç boşalamıyorum"

SORU: Bazı zamanlarda boşalamıyorum. Bu bir hastalık belirtisi midir?
CEVAP: Hayır. Bazı zamanlarda boşalamamak birçok erkekte görülebiliyor. Konsantrasyon kaybı, psikolojik faktörler, yeteri kadar uyarılmamak bu duruma neden olabiliyor. Burada önemli olan boşalma hissinizin olup olmamasıdır. Eğer boşalma hissi olmasına rağmen dışarı sperm akışı olmuyorsa, o zaman Retrograde Ejakülasyon denilen mesaneye doğru geri boşalma durumu akla gelir. Bu durum klinik tetkiklerle kolayla anlaşılabilir. Boşalma hissiniz yoksa bu durumu negatif bir durum olarak da görmek zorunda değilsiniz. İlk seferinde boşalma olmadığı için ikinci bir ereksiyona daha hızlı ulaşabilirsiniz.


"Daha az boşalıyorum"

SORU: Eskisine göre boşaldığımda daha az sperm geliyor. Bu normal mi?
CEVAP: Evet! Yaşlanma süreciyle birlikte bir erkeğin ejakülatınının azalması normaldir. Yetmişli ve seksenli yaşlara gelindiğinde orgazm olmalarına rağmen hiç boşalmayan birçok erkek bulunmaktadır. Bu nedenle semen miktarının azalmasını kendinize dert etmeyin.


"Prostat ameliyatı ereksiyon kaybı yapar mı?"

SORU: Prostat ameliyatı olursam ereksiyon kaybı yaşar mıyım?
CEVAP: Prostat ameliyatı ereksiyon olma kapasitenizi ve başarılı bir cinsel birleşme yaşamanızı etkilemeyecektir. Ancak bazı prostat ameliyatları özellikle prostat kanseri ameliyatı prostatın çevresindeki sinir ve damarlara zarar verebileceğinden cinselliği etkileyebilir.

"Mastürbasyon cinsel hayatımı etkiler mi?"

SORU: Çok mastürbasyon yapıyorum. Bu cinsel hayatımı etkiler mi?
CEVAP: Hayır. Mastürbasyonun cinsel hayatı olumsuz yönde etkilemesi tam bir şehir efsanesidir. Eğitim eksikliği ve suçluluk duygusu bu gibi yanlış kanılara yol açmaktadır. Oysa bu bilginin hiçbir bilimselliği bulunmamaktadır.   Ancak aşırı mastürbasyon alışkanlığınız varsa bu konuda bir cinsel psikolağa başvurmanız gerektiğini de hatırlatalım.

"Alkol cinselliğe zararlı mıdır?"

SORU: Her akşam alkol alıyorum. Bu cinsel hayatımı etkiler mi?
CEVAP: Alkol cinsel hayatı etkileyebilir. Az miktarda alınan alkol cinsel olarak uyarıcı olsa da yüksek miktarlarda alkol tüketimi depresan etki yaratır ve fonksiyon kaybı hatta impotansa yol açar. Bu nedenle alkol kullanmıyorsanız alkolün sağlık yararları için alkol tüketmeye başlamayın. Eğer alkol kullanıyorsanız almanız gereken miktarın erkekler için günde 2, kadınlar içinse günde 1 kadeh olduğunu hatırlatalım.

"Sigara sertleşme sorununa yol açar mı?"

SORU:
Sigara içiyorum. Cinselliğim etkilenir mi?
CEVAP: Evet! Nikotin küçük kan damarlarını sıkıştırır ve penise giden kan akımının azalmasına neden olur. Nikotinin ereksiyon üzerindeki bu negatif etkisi sigara içiminden hemen sonra meydana gelebileceği gibi uzun süreli sonuçlarla da kendini gösterebilir.


"Kalp sorunum olabilir, cinselliğim bitecek mi?"

SORU: Ailemde kalp sorunu olan akrabalarım oldukça fazla. Eğer ben de kalp krizi veya Bypass ameliyatı gibi bir kalp sorunu yaşarsam cinsel hayatım olumsuz etkilenir mi?
CEVAP: Kalp krizinden sonra cinsel yaşamı etkilenmeyen pek çok kişi bulunuyor. Burada önemli olan kalp krizine veya başka bir kalp problemine yol açan risk faktörlerini iyi değerlendirmenizdir. Yüksek kolesterol, yüksek tansiyon, diyabet, metabolik sendrom, şişmanlık, sigara kullanımı gibi faktörler sadece kalp sağlığınızı risk altına sokmaz, cinselliğinizi de olumsuz yönde etkiler. Bu nedenle size tavsiyemiz ailenizde kalp rahatsızlığı sık görülüyorsa düzenli kontrollerle bu risklerinizi azaltmanızdır.

www.esdaturkey.org

Beslenme ve Kanser İlişkisi; Doğrular - Yanlışlar

Sigara dışındaki en önemli kanser nedeni diyet-kilo-fizik aktivite bileşenlerinden oluşan beslenme ile ilgili alışkanlıklardır. Sigara kullanımı, beslenme alışkanlığı ile beraber gerek yaygınlık gerekse de risk büyüklüğü açısından en önemli iki kanser nedeni olarak karşımıza çıkmakta olup her iki faktör birlikte ele alındığında tüm kanserlerin yaklaşık %80-90’undan sorumlu oldukları düşünülmektedir.

Devamını oku...

Menopoz Nedir?

Menopoz, kelime anlamı olarak son adet kanamasına verilen isimdir. Ortalama 45-55 yaşları arasında , düzensiz adet kanamaları ile başlayan ve adetin tamamen kesilmesiyle sona eren kadın hayatındaki doğal bir dönemdir.

Günümüzde gelişen tıp dünyasının insan hayatı üzerine olumlu etkileri ile kadın ömrü 80’li yaşlara yaklaşmaktadır. Dolayısıyla artan sayıdaki kadın günümüzde, yaşamının yaklaşık üçte birini postmenopoz (menopoz sonrası;adetsiz dönem)’da geçirmektedir.

Menopozal Belirtilerin Görülme Sıklığı
Menopoz dönemi, adet bozuklukları ve sonunda adetin tamamen kesilmesi dışında,başka bir belirti ve rahatsızlık hissetmeden geçirilebilir. Ancak bu kadınların oranı tüm menopozdaki kadınların sayısı ile karşılaştırıldığında, yalnızca %24 olarak bulunmuştur. Adet düzensizlikleri, yumurtalıklardaki hormon üretiminin azalmasına bağlıdır. Azalan hormon üretiminin ısı merkezlerini etkilemesiyle, adet düzensizliklerini takiben genellikle sıcak basması, gece terlemesi gibi rahatsızlıklar ortaya çıkmaktadır.

Kadından kadına değişmekle beraber bu menopozal geçiş 10-15 yılda tamamlanır ve genellikle 65 yaşında klimakterik belirtiler artık kaybolur. Aşağıdaki tabloda menopoz ile ilişkili başlıca belirtiler verilmektedir.

Menopoz Belirtileri
•    Düzensiz Kanamalar
•    Sıcak Basmaları, Gece Terlemeleri, Çarpıntı
•    Ağrılı Cinsel İlişki
•    Baş, Eklem, Kas Ağrıları
•    Depresyon,
•    Cinsel İsteksizlik
•    Cilt Kuruluğu

UZUN DÖNEM SONUÇLARI
•    Kemik Kayıpları Osteoporoz
•    Osteoporotik Kırıklar
•    İdrar Yolları Hastalıkları
•    Kalp Hastalıkları
•    Alzheimer Hastalığı

Ateş ve ter basmaları
Bu yakınmalar menopoza giren kadınların %70’inde görülür. Kadınların %35’inde ise günlük yaşamı olumsuz etkileyebilecek kadar sıktır.

Nedeni tam olarak belli değildir.

Özellikle vücudun üst kısmında ve kafada başlayan ani bir sıcaklık hissini şiddetli bir terleme takip eder. Geceleri daha sık görülebilir ve uykunun bölünmesine neden olur.

Ürogenital atrofi:
Östrojen adı verilen kadınlık hormonun menopozla beraber tamamen ortadan kalkması ile vajende kuruluk ve vajen içini döşeyen hücre tabakasında incelme olur. Bunun doğal sonucu olarak da cinsel birleşme daha ağrılıdır.

Bazen tahrişe bağlı kanama görülebilir. Vajen hücre tabakasının incelmesi ile beraber mikroplara karşı olan direnç de azalır ve tekrarlayan vajinitler sıkça görülebilir.
Ruhsal değişiklikler

Ruhsal değişiklikler: Bugün menopozun kadın bedenini dramatik şekilde etkilediğini, kadında fiziksel ve emosyonel dengenin bozulmasına yol açtığını biliyoruz. Menopoz döneminde, fizyolojik değişimlerin yanında birçok kadın psikolojik ve sosyal değişimler de yaşar. Bu dönemde görülen psikolojik ve mental değişiklikleri :
1- Bilişsel
2- Duygu durum değişiklikleri
3- Depresyon
4- Alzheimer hastalığı

Menopozdaki birçok kadın sıklıkla duygudurum değişiklikleri yaşar. Anksiyete, kırılganlık, irritabilite, enerji kaybı, isteksizlik bu tablonun parçalarıdır. kişide daha önceden var olan duygulanım bozukluğu ve depresyon menopozda şiddetlenir ya da yineleyebilir.

Menopoz döneminde kadında genel bir mutsuzluk hakimdir. Yorgunluk, tükenmişlik, çabuk sinirlenme, ağlama nöbetleri, bellek sorunları, dikkati toplayamama gibi şikayetler sıktır.
Cinsel İstekte azalma:

Libidoda (Cinsel İstek) azalma: Menopozun libido üzerindeki etkisi tam olarak belli değildir. Menopozla birlikte ortaya çıkan bazı psikolojik faktörlerin libido üzerinde olumsuz etkisi olabilmektedir. Menopoza giren kadınlarda özellikle de hormon tedavisi almıyorsa vajinal kuruluk ve cinsel istek azalmaktadır. Ağrılı cinsel ilişki ve orgazm sıklığında azalma da menopozdan sonra görülen belirtiler arasındadır. Östrojen ve erkeklik hormonu verilmesi ile cinsel isteğin artmasını sağlamaktadır.

Menopoz ve Osteoporoz

Osteoporoz, iskelet sisteminin bir hastalığıdır. Kemik yoğunluğunun ve mineral içeriğinin azalmasıyla karakterizedir. İskelet sisteminin gücünün azalmasına bağlı olarak kırık riski hızla artmaktadır. ABD’de yapılan bir araştırmada osteoporozun 25 milyon insanı etkilediği ve yılda 1.3 milyon kırık vakasının sebebi olduğu saptanmıştır. Özellikle yaşlı popülasyonun büyük risk altında olduğu osteoporozun, menopoz sonrası kadınlarda görülme sıklığı yüksektir.

Osteoporoz

Menopoza giren kadınlarda en önemli problemlerden biridir. Ülkemizde gerçek yaygınlığı ve ciddiyeti hakkında yeterli ve güvenilir veri yoktur.

Osteoporoz postmenopozal (menopoz sonrasında kadınlarda görülen hızlı kemik kaybı) ve senil (yaşlılıkta ortaya çıkan ve her iki cinsi de tutan) olarak ikiye ayrılır.

Risk Faktörleri
•    Erken veya yumurtalıklarının ameliyat ile alınması sonrasında menopoza giren kadınlarda, kalsiyumdan zengin süt ve süt ürünlerinden yetersiz beslenen kadınlarda, güneş ışığına az maruz kalma
•    Özellikle yatalak ve bakımevlerindeki kadınlarda
•    Sigara içenlerde
•    Ailesinde osteoporoz ve buna bağlı kırık öyküsü olanlarda
•    İnce vücut yapısına sahip olanlarda
•    Menopoz sonrasında östrojen tedavisi almayan kadınlarda osteoporoz görülme olasılığı artmaktadır.

Osteoporoz
Azalmış kemik kütlesi ve kemik dokusundaki mikroyapıda bozulma ve  kırılganlık artışıyla sonlanan sistemik bir iskelet hastalığıdır.

Menopoz, Kalp-Damar Hastalıkları

Kardiyovasküler (kalp ve damarı ilgilendiren) hastalıklar ve özellikle Miyokard İnfarktüs’ü (MI) riski yaşamın ilk 50 yılında kadın ve erkekte eşit iken, 50 yaş üzerinde MI sıklığı kadınlarda artmaktadır. Yumurtalıkları alınan genç kadınlarda da yaştan bağımsız olarak artan risk göz önüne alındığında, kadınlık hormonlarının kadını menopoz öncesi dönemde kardiyovasküler hastalıklara karşı koruduğu kanıtlanmıştır.

Yakın dönemde yapılan çalışmalar HRT’nin yaşlı kadınlarda kalp-damar hastalıklarına karşı koruyuculuğunu daha çok sorgulanır hale getirmiştir. Yapılan çalışmaların sonuçları, postmenopozal ileri yaştaki kadınlarda (65 yaş ve üstü) sadece kalbi korumak amacıyla HRT kullanımını desteklememektedir.

Osteoporoz Risk Faktörleri

Osteoporoz doğal olarak her bireyde aynı şekilde ortaya çıkmamaktadır. Belirli bazı faktörler Osteoporoz oluşumunda rol oynamaktadır. Bu risk faktörleri aşağıda listelenmiştir.

OSTEOPOROZ RİSK FAKTÖRLERİ
•    Yumurtalıkların Alınması
•    Erken Menopoz
•    Düşük Vücut Ağırlığı
•    Ailede Osteoporoz Hikayesi
•    Kalsiyum Emilim Bozukluğu
•    Sigara İçimi
•    Hareketsizlik
•    Yaşam tarzı
•    Fazla Alkol Kullanımı
•    Östrojen Eksikliği
•    Uzun Süreli Kortikosteroid Kullanımı

Koroner Damar Hastalıklarında Artma:

Koroner damarlarda plak oluşumu ve daralma menopoz sonrasında kadınlarda hızlanarak kalp krizinden ölüm riski 70 yaşından sonra erkeklerinkine eşit hale gelmektedir. Hormon tedavisi ile koroner damar hastalıkları riskinde azalma sağlanabilmesi halinde bunun kadınlar için en önemli koruyucu tedavilerden biri olacağı aşikârdır.

Ancak yapılan çalışmalarda hormon tedavisinin kalp hastalıklarına karşı koruyucu olmadığı ortaya çıkmış ve bu nedenle verilmesi önerilmemiştir.

Menopoz sonrası dönemde kadınlarda kan yağlarında da olumsuz değişiklikler oluşmakta ve kolesterol ve trigliserid düzeyleri yükselmektedir. Menopoz sonrasında kan pıhtılaşmasında rol alan faktörlerin değişmesi ile göreceli bir pıhtılaşma artışı görülmekte ve bu da koroner damar hastalığı ve beyin damarlarındaki tıkanıklığa bağlı inme riskini çoğaltmaktadır.

Kardiyovasküler Risk Faktörleri
Biyolojik Risk Faktörleri

•    Artmış serum kolesterol ve lipidleri
•    Artmışkan basıncı
•    Zayıflamış kan akışı
•    Pıhtılaşma faktörlerinde bozukluk
•    Artmış insülin direnci

Yaşam Şekline Bağlı Risk Faktörleri

•     Şişmanlık
•     Sigara
•     Stres
•     Fiziksel aktivite azlığı

yapılması gereken incelemeler

•    PAP Smear testi
•    Ultrason ile yumurtalıkları ve rahim iç tabakasının değerlendirilmesi
•    Tam kan sayımı
•    Lipid profili (total kolesterol, HDL ve LDL kolesterol, trigliseridler)

Karaciğer fonksiyon testleri (ALT, AST)
•    Kardiyak risk belirteçleri (CRP, homosistein)
•    TSH  
•    Mamografi: 40–60 yaş arasında her yıl yapılması önerilmektedir. Ultrason mamografinin yerine geçmez. Yoğun meme dokusuna sahip kadınlarda mamografiden elde edilecek olan bilgi daha azdır. Östrojen tedavisi de meme yoğunluğunu artırarak mamografinin yorumlanmasını zorlaştırır. Daha önceden meme protezi takılmış  olan meme MRI ile incelenmelidir. 
•    Kemik yoğunluk ölçümü

Hormon Tedavisi  ne için verilmeli
Hormon tedavisi   menapoza bağlı vazomotor belirtilerde ateş basması gece terlemesi vb. nin azaltılması için  kısa süreli ve endüşük dozda  riskler anlatılarak  verilmelidir.

Ağızdan, cilt yolu ile, burun yolu ile, vajinal yoldan veya rahim içine lokal olarak verilebilir.

Hormon Tedavisinin Yararları
•    Ateş ter basmaları: Ateş-ter basmaları östrojen verilmesi ile çok etkin bir şekilde giderilir.
•    östrojen tedavisinin etkinliği şüphe götürmeyecek şekilde kanıtlanmıştır.
•    Östrojen ağız veya cilt yolu ile verilebilir. Rahmi olan kadınlarda tedaviye progesteron da eklenmelidir.
•    Hormon tedavisi başlanan kadınlarda hormonun aniden kesilmesi ile ateş ter basmaları tekrar ortaya çıkar. Bu nedenle hormonun doz azaltılarak yavaş yavaş bırakılması önerilir.

Dış genital organlarda  incelme ve kuruluk:
•    Dış genital organlar ve vajen menopozdan ortalama 1–2 yıl içinde hormon alınmadığı takdirde atrofiye uğrar.
•    Dış genital organlarda incelme ve sarkma olur.
•    Vajen kurur ve daralır ve buna bağlı olarak da cinsel ilişki zorlaşır.
•    İdrar kaçırma yakınmaları da buna bağlıdır.
•    Ateş ter basmaları belirgin olmayan ve vajinal kuruluk ile başvuran kadınlarda östrojen lokal olarak vajen içine uygulanır.
•    Vajinal yolla dahi hormon almak istemeyen kadınlarda ise eczanelerde satılan vajinal kayganlaştırıcı jellerin kullanılması özellikle cinsel ilişki sırasında görülen sıkıntıları yatıştıracaktır.

Osteoporoz (kemik erimesi):

Kemiklerden menopozla birlikte hızlanan kalsiyum kaybı ile kemiklerin bütünlüğü bozulur ve kırık riski artar. Kırıklar önce omurgada sonra kalçada olur. Hormon tedavisi osteoporozu etkin bir şekilde engeller, ilerlemesini durdurur ve bazı olgularda yeni kemik yapımını sağlar.

Bugün için menopoza dair başka yakınması olmayan kadınlarda sadece kemik erimesini engellemek amacı ile hormon tedavisi verilmesi ilk seçenek olarak kabul edilmemektedir. Ancak başka nedenlerden dolayı hormon tedavisi başlanmış olan menopozdaki kadınlarda kemik erimesi için yüksek risk varsa veya yerleşmiş kemik erimesi varsa tedavinin 5 yılı aşkın sürelerde dikkatli kontrol altında devam edilmesi önerilmektedir.

Kolon ve rektum kanseri:

Menopozda östrojen kullanımı ve kolon kanseri ilişkisini araştıran çalışmalarda hormon kullananlarda %50 risk azalması saptanmıştır.

Hormon Tedavisinin riskleri:

Kalp ve damar hastalıkları ve felç: 2002 yılında yayınlanan WHI (Womens Health Initiative) çalışmasında   östrojen+progesteron tedavisinin beklendiği üzere koroner damar hastalıkları riskini azaltmadığı ve hatta aksine artırdığı gösterilmiştir.

Hormon replasman tedavisi sadece y eni menopoza girmiş ve daha genç olan kadınlarda daha henüz koroner damarlarda tıkanma başlamadan önce hormon tedavisinin zararı değil yararı olabilir.

inme  riskinin arttığını göstermiştir. Beyin damarlarında tıkanma sonucunda ani ölüm veya felç riski hormon tedavisi alan kadınlarda daha sıktır.

Toplardamarlarda olan pıhtılaşma (venöz tromboemboli) :  risk    hormon kullanan kadınlarda göreceli olarak 2 kat artmaktadır. Bu artıştan doğuştan pıhtılaşma mekanizmasında sorun olan kadınların bu durumları bilinmeden hormon almaları sorumlu tutulmaktadır.

Öyküde geçirilmiş venöz tromboemboli olan kadınlarda tekrarlama riski 5 kat arttığından hormon tedavisi verilmesi kesinlikle uygun değildir.
Meme kanseri

Meme kanseri kadınlarda kanser ölümlerinde birinci sıradadır. Ö strojen ve progesteron kullanımı  meme kanseri için bir risk olarak kabul edilmektedir.

Östrojen kullanan kadınlarda mamografide saptanabilen meme yoğunluğunda artma olmaktadır. Bu da mamografik yorumlamayı zorlaştırmaktadır.

5 yılın altında hormon kullanan kadınlarda  risk artışı yüksek  olmamaktadır.

Tek başına östrojen kullanan kadınlarda ise meme kanseri riski artmamaktadır.

Hormon alan kadınların hekim kontrolünde olmaları nedeni ile meme kanseri daha erken yakalanmaktadır. Ayrıca hormon alan kadınlarda gelişen meme kanserlerinin biyolojik davranış biçimi daha iyi ve ilerlemesi daha yavaştır.

Aile öyküsü olmayan yani genetik açıdan risk taşımayan ve daha önce prekanseröz bir lezyon alınma öyküsü olmayan ve menopoz yakınması (ateş-ter basmaları) kadınlarda yakın takip altında hormon tedavisi verilebilir. Yıllık mamografik kontrollerin yapılması önerilmektedir

Hormon tedavisine  yönelik tavsiyeler

İyi seçilmiş ve değerlendirilmiş olgularda menopozun kısa vadeli sıkıntılarını engellemenin tek yolu hormon tedavisidir.

Kemik erimesinin veya kalp hastalıklarının engellenmesi amaçlı hormon tedavisi artık kabul görmemektedir.

Bugün kabul edilen hormon tedavisinin ancak yakınması olan kadınlarda ve en düşük dozda en kısa süreli (5 yıldan az) kullanılması gerekliliğidir.

Yakınması devam eden ve hormonu bırakamayan kadınlarda ise tediye dikkatli bir izlem altında devam edilebilir.


Menopozda Alternatif Tedavi  seçenekleri
Bitkisel tedavi seçenekleri:
Black Cohosh
Soya isoflavonları
Keten tohumu
Evening primrose oil
Vitamin E
Ginseng
Valerian ekstresi


Unutulmaması gerekir ki bitkisel olan her tedavi zararsız değildir. Bugün kullanılmakta olan birçok bitkisel ilacın dozu, üretimi, formulleri konusunda bir standart yoktur. Bu tedavilerin ne kadar süreyle, hangi dozda verileceği konusunda kesin kurallar yoktur.

Dr. S. Turgay ŞENEN

www.turgaysenen.com.tr