Pz10222017

HASTALAR YİNE ÇEVRE İLLERE Mİ GİDECEK?

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

17 ağustos depreminin önemli sorunlarından biri de deprem sonrasında ortaya çıkmıştı. Deprem olmuş, binalar yıkılmıştı. Enkaz altından çıkarılan ölüler, hastalar hastane önüne yığılmıştı…

 

Her yer ceset kokuyordu…


İnsanı dehşete düşürüyordu manzara.

Korku, endişe o kadar sıradanlaşmıştı ki, hastane önüne sıralana  insan cesetleri, sıradan bir günün, olayın parçalarıymış gibi algılanıyordu.

Ölü insan kokusu…

Ağlayan, inleyen insanlar…

Acı içinde kıvranan hastalar…

Hastalarına endişeyle bakan, oaradan oraya koşturan, ama neyi nerede bulacağını bilemeyen hasta yakınları…

Köşelere çöküp ağlayanlar…

Kafası karışmış, kime ne yapması gerektiğini bilemeyen, koşturma içinde, ama amaçsız, anlamsız şekilde hastalarıyla uğraşan doktorlar, hemşireler, hasta bakıcılar…

Bir telaş hali mi?

Hayır…

Ne peki?

Bir donmuşluk hissi veriyordu görünenler.

Kilitlenmişlik…

Sadece trafik değil, zihni, duygusal, mesleki kilitlenmişlik…

Ne yapacağını, nasıl yapacağını bilememe hali…

Elden bir şey gelmeyince yapacak bir tek şey vardı, “hastaları çevre illere göndermek”…

Depremin kendimizle ilgili gösterdiği önemli zaafiyetlerden birisi de buydu. Bir deprem olmuştu ve şehir de, hastane dahil herşey çökmüştü. Binalar yıkılmasa da işlevleri çökmüştü. Deprem sonrası kriz yönetimimizin olmadığı gibi, yaralıların tedavisi konusunda da hayat kilitlenmişti.

Şu sıralar, merkezde bir hastane projesi konuşuluyor. Hastanenin dört, beş, altı hatta yedi katlı olması gündemde…

“Depremde binlerce insanını kaybetmiş bir şehirde neden bunu istiyorsunuz?” Endişeli sorusuna verilen pek çok mantıklı cevap var:

“Şehirde yeterince arsa yok…

İmarı iki katla sınırlamaya devam edersel şehir çok fazla yayılır, bu ekonomik açıdan çok fazla kayıp demektir…

Geçmişte bu kadar zarar görmemizin nedeni binaların yüksek olması değil, mavzuata uygun inşaatların yapılmamasıydı, mevzuta uyulursa bu yıkımlar olmaz…

İnşaat kalitesi arttı, bakın Japonya’ya, deprem arazisinde gökdelen inşa ediyorlar ama bir şey olmuyor…

Yüksek katlı binalardan kat indirmek, iki katın üstüne çıkılmasına izin vermemek bu şehri kasabaya, köye döndürür, böyle Büyükşehir, böyle modern bir kent olmaz…vs…”

Deprem sonrasında getirilen kat sınırlamasının bilimsel bir değerinin olmadığı, o dönemin korkularının, kaygılarının siyasete taşındığını, bu konuda daha bilimsel bir zemin oluşturulması gerektiği söyleniyor şimdi…

Merkezde yapılması düşünülen hastenenin kat sayısı konusunda gözden kaçan hususlar var.

Merkezde bir hasteneye ihtiyacımız var. Mevcut hastene yeterli değil. Özellikle deprem anında çevre hastanelere gitmek, merkezdeki bir hasta yakını için oldukça zordur. Bu nedenle şehir merkezine bir hastanenin yapılması önemlidir.

Ancak hastanenin kat sayısı sorundur. Hastane çok sağlam inşa edilip, dört, beş, altı katlı yapılabilir ve deprem açısından da risk taşımayabilir. Ancak merkezdeki hastanenin varlığı, sadece merkezde olması anlamında önemli değildir.

Özellikle deprem anı ve sonrasında “güvenlik” duygusu en önemli psikolojik ihtiyaç oluyor.

Ne kadar sağlam olursa olsun, dört, beş, altı katlı binaya ne hastayı, ne hasta yakınını ne de hastane personelini sokamazsınız.

Dışarıda ne kadar hizmet verilebildiğini de 17 ağustosta gördük. Elimiz ayağımız bağlandı, hiçbir şey yapamadık. Acil yapılabilecek pek çok hizmet şehir dışına taşındı. Gereken zamanda müdahale edilemediği için insanlarımızın kimi öldü, kimi sakat kaldı.

Deprem kışın olsaydı çok daha büyük sıkıntılar bizi bekliyor olacaktı.

İki katlı, güven veren hastane binalarımız olsaydı, şehir merkezinde, hastalar sokakta değil hastenede bakılırdı…

Ameliyathaneler işler, acil hastalara müdahal edilirdi…

Pek çok insanımız için hayat çok daha farklı olurdu.

Bana sorarsanız merkezdeki hastane meselesini, “deprem ve deprem psikolojisi” etrafında düşünmek gerek…

Merkezde bir hastaneye depremden dolayı ihtiyacımız var.

Ve merkezdeki hastaneye, deprem sonrası sağlık hizmetlerinin yürütülmesi için iki katlı olmasına ihtiyaç var…