Çrş12132017

Evlilikte Cinsellik Ne Kadar Önemli?

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

Yıllardır bastırılmışlığımız var bu konuda. Modern hayata uyum sürecinde attığımız hızlı adımlar bir sarhoşluk duygusunu da beraberinde getirdi.

Cinselliğin evliliklerde çok önemli, hatta birincil, olmazsa olmaz bir ihtiyaç olduğunun düşünüldüğü bir süreçten geçiyoruz.


Peki, böyle midir gerçekten?

 

Cinsellik evliliğin olmazsa olmaz bir ihtiyacı mıdır?

Temeli midir?

İnsanlar cinsellik yaşamak için mi evlenirler?

Türk mahkemeleri yaptıkları içtihatlarla cinsel uyumsuzluğu, cinsel sorunları boşanma gerekçesi kabul etti. Buradan da yola çıkarak cinselliği evliliklerin temel ihtiyacı olarak görebilir miyiz?

Bu algı gerçeği yansıtmıyor…

Bu yanılmış cinsellik algılamasıdır…

Evliliklerin cinsellik merkezli algılanmasının birkaç nedeni var:

Bunlardan ilki, toplumumuzun uzun yıllardır cinsellikle ilgili bilinçsiz ve bastırılmış olmasıdır. Bilinçsizlik ve bastırılmışlık, modern hayatın getirdiği özgürlükle birlikte cinselliği, evlilikler için en önemli ihtiyaç haline getirdi. Hep ihtiyaç duyduğumuz ama bastırdığımız, tam olarak ne olduğunu bilmediğimiz bir duyguyu/davranışı konuşmak, yaşamak serbest bırakılınca bu konudaki “açlığımız” ortaya çıktı. Bu da bizim evliliklerin merkezinde cinselliğin olduğunu düşünmemize neden oldu.

İkinci nedense yaş ve psikolojik aktarımlardır…

İnsan dinamik bir varlıktır. Yaşımız ilerledikçe hayat içinde edindiğimiz tecrübeler, deneyimlerle birlikte gelişiyoruz, olgunlaşıyoruz. Olgunlaştıkça, büyüdükçe hayattan ve ilişkilerden beklentilerimiz değişiyor. Örneğin, ergen döneminde erkek ve kızların ilişkilerden en önemli beklentisi beğenilmektir. Gençlik çağlarına doğru ise bu beklenti yerini cinsel istek ve arzulara bırakır. Otuzlu yaşlardan sonra ise cinsellik, paylaşım ve iletişim öne çıkmaya başlar. Yaşımız ilerledikçe cinsellik daha geri planda kalır ve anlamak, anlaşılmak, konuşmak, paylaşmak, değer görmek, önemsenmek, güven duygusu öne çıkmaya başlar. Yalnızlığı paylaşmak her şeyin önüne geçmeye başlar. Bu açıdan bakıldığında cinsellik ilişkilerin önemli bir boyutunu kapsar, ancak her şeyi değildir.

Cinselliğe verilmesi gerekenden daha fazla önem atfedilmesi, bir ilişkinin her şeyi yapılması, merkezine konması, böyle algılanması algılayan kişinin bakış açısından kaynaklanır.

Erkeklerin önemli bir kısmı için cinsellik en önemli başlıktır evlilikte. Evliliğin kuruluş gerekçesinin bu olduğunu düşünürler ve ilişkiyi bunun üzerinden algılarlar. Yakından bakıldığında erkeklerin bu algısının gerçekçi bir cinsellik algısı olmadığı görülecektir.

Erkekler küçük yaştan itibaren cinsellikle ilgili aşırılaşmış düşüncelerle büyürler, büyütülürler. Kişilik yapıları cinsellik algısı etrafında oluşur, şekillenir.

Cinsel başarıyla kendine güven duygusu arasında sıkı bir ilişki kurarlar farkında olmadan. Erkeklerin büyük çoğunluğu için durum böyledir. Başarı ise kadının mutlu edilmesidir. Ancak kadının mutluluğunu da kendisinin belirlediği bir kriter üzerine yürütür. Ne istediğini, ne beklediğinin üzerinden değil, kendi algısından yola çıkarak bunu geliştirir. Bu başarı kriterlerinde başarılı olamamayı, kadını mutlu edememeyi kendileri için bir eksiklik, kadının tatmin edilmesini ise kendilerinin başarısı olarak görürler.

Bu algı erkeklerin, cinsel ilişki sırasında kaygılı olmalarına, kendilerini rahat bırakamamalarına neden olur. Cinsellikle ilgili başarısızlık kaygıları ilişkide; ya cinselliğe karşı genel bir duyarsızlık olarak ortaya çıkar ve cinsel ilişkiyi sadece kendilerinin boşalması olarak görürler ya da kadını tatmin etmeye çalışırken, kendi isteklerinden vazgeçer, zihnini kadının alacağı hazza odaklar, haz alamaz, mutlu olamaz.

Bu odaklanma yüzünden, erken boşalma, geçici ya da daimi sertleşme sorunları, boşalamama, haz alamama gibi psikolojik sorunlar ortaya çıkar. Bu sorunların oluşmasına neden olansa erkeğin cinselliğe aşırı vurgu yapması, cinsellikten cinsellik dışında psikolojik tatmin araması, eksik olan öz güveni burada tamamlamaya çalışmasıdır. Bir şey bizim için ne kadar önemliyse bizde yarattığı kaygı da o kadar yoğundur. Kaygı sonucu yaşanan cinsellikle ilgili sorun erkeğin daha fazla gerilmesine, daha fazla kaygılanmasına neden olur, artan kaygı cinsellikle ilgili daha derin sorunlar yaşamasına neden olur. Neden ve sonuç arasında bir kısır döngünün içinde debelenir durur erkek.

Kadınlarsa cinselliği, erkeklerin tersine bir durum olarak, onu önemsemeyen, çok sonraki bir ihtiyaç olarak algılarlar. Bu algı da gerçekçi bir bakış açısı değildir. Cinsellik kadınların düşündüğü kadar önemsiz bir yaşantı değildir evlilikte. Ancak çocukluktan itibaren, cinselliklerine yapılan aşırı baskı onların bu konuda tedirgin olmalarına, kendilerini kapatmalarına, duygularını, düşüncelerine ifade etmelerine engel olmaktadır. İçlerinden gelse de duygularını bastırırlar ve erkeğin kendilerini yanlış anlamasından (kötü bir kadın) korkup cinsel duygularını gizlerler. Kaygıyla içeri kapanan kadın cinsel hayatından tatminsizlik yaşar. Bu durum kendisini üzmesine, psikolojik olarak rahatsız etmesine karşın bunu inkar eder, etmeye çalışır. Buradaki eksikliğini başka alanlara kaydırır. Kendisini de mutsuz eder, karşısındakini de.

Kadınlar kendine güven sorununu erkeğin ilgisine, sevgisine bağladığı için, cinsellikle ilgili tüm algısını erkeğin beklentisi üzerine kurarlar. Bu da onların içinden geldiği gibi cinselliklerini yaşamalarına engel olmaktadır.

Cinsellik evlilikte çok önemlidir, ancak olmazsa olmaz değildir. Onun birinci öncelik sırasına çekilmesi, algılayanın kişiliğine, hayata ve ilişkiye bakışına göre değişir.

Bir başka önemli ayrıntı ise şudur; cinselliği öne çıkarmak bize mutlu bir cinsel hayat getirmez. Cinsellikten beklentimiz cinselliğin üstünde bir beklenti olduğunda ya kaygılar etrafımızı çevreliyor ve dengemizi bozuyor, içimizden geldiği gibi cinsel duygularımızı yaşayamıyoruz, mutsuz oluyoruz ya da doyumsuz bir cinsel hayat sürüyoruz, sürekli bir heyecan ve yenilik arayışı içinde yine mutsuz oluyoruz.