Çrş12132017

Cinsel İstismar

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

1. BÖLÜM
“Küçükken büyük amcam ayıp yerlerime dokunurdu ve bundan hoşlanıp hoşlanmadığımı sorardı? Bense bunu oyun zannederdim; çünkü benden çok büyük bir yetişkin benim küçücük beynime bunun aramızda oynanan gizli bir oyun olduğunu empoze etmişti. Çok yıllar sonra eşimin bana her dokunuşunda bu ağır suçluluk duygusu altında ezildim; çünkü ben aslında kirli biriydim ve günahkardım. Bu olayı kimseyle paylaşamazdım. Bana ne derlerdi, yapmasaydın o zaman demezler miydi? Çok seneler sonra anladım ki aslında benim hiç suçum yokmuş; çünkü ben o zamanlar küçücük bir çocukmuşum. ” (7 yaşında yaşadığı taciz olayını hiç kimse ile paylaşamayan ve evlilik sorunları ile psikiyatriye başvuran 35 yaşındaki genç bir kadının itirafı)


“Babam, annemi hep alışverişe gönderip benimle yalnız kalmak isterdi. Benden yapmamı istediği şeylerin sanki her baba ve kız arasında olması gereken şeyler olduğunu düşünürdüm. Nerden bilebilirdim ki en güvendiğim annem bile bunu bildiği halde meğerse görmezden gelirmiş. Ben artık kime güvenmeliyim ?” ( Babası tarafından uzun süre taciz edilmiş ve koruma altına alınmış 14 yaşındaki bir genç kızın görüşmesinden alıntı ).

Bunun hesabını kim verecek? Bütün bunların diyetini kim ödeyecek. Bu kızı ve buna benzer olaylar yaşamış çocukları nasıl koruyacağız? Onları hayata nasıl bağlayacağız? Ve en önemlisi de bu ve benzeri durumları nasıl kontrol edeceğiz? Cinsel istismar, tecavüz, saldırı gibi durumlarda bunun suçlularının yeterince cezalandırıldığına inanabilecek miyiz?

Kimsenin cesaret edip konuşamadığı, üstünü örtüp gizleme çabasında olduğu çocuk istismarı ile ilgili haberler hemen hemen her gün karşımıza çıkar oldu. Toplumsal ayıbımızı ve bu duruma yönelik yetersiz önlemler olduğu gerçeği ile bu haberler sayesinde yüzleşmeye başladık.

Şunu bilmeliyiz ki ancak toplumsal farkındalık oluşturursak sümen altı edilip, üstü örtülmeye çalışılan olaylar cezasız kalmayacaktır.

Artık ayıplarımızdan kurtulup gerçeklerle yüzleşme zamanı değil midir?

Çocukluk dönemi, cinsel gelişim ve bilgilenmenin henüz tamamlanmadığı bir süreçtir. Sözle tacize uğrama, dokunma veya tecavüze uğrama birbirinden çok farklı eylemler olsa bile, kişinin ruhsal yaşantısında bıraktığı derin yara, ciddi olumsuz etkiler yaratmaktadır. Çocukluk döneminde yaşanacak herhangi bir cinsel istismar eyleminin, özellikle aile içinden kaynaklanması çocukta meydana gelebilecek zararı daha da ağırlaştırmaktadır.

CİNSEL İSTİSMAR
Çocuğun bir yetişkin tarafından; cinsel uyarı ve doyum için kullanılması, fuhuşa zorlanması, pornografi gibi suçlarda cinsel obje olarak kullanılması cinsel istismardır. Genital bölgeye dokunma, teşhircilik, pornografi, ırza geçmeye kadar çok geniş yelpazedeki tüm davranışları kapsamaktadır. Cinsel istismarın mutlaka şiddet içermesi gerekmez, çocuğun rızasının olup olmadığına bakılmaz (Polat, 2000; Nurcombe, 2000). Cinsel istismara uğrama, cinsiyetler arasında farklılıklar göstermekte ve kızlarda üç kat daha fazla görülmektedir (Kara ve ark., 2004; Dubowitz, 2002). Cinsel istismar %77 olasılıkla aile, %11 diğer akrabalar, %5 bakımla ilgisi olmayan kişiler, %2 ise çocuğun bakımı ile ilgilenen diğer kişiler tarafından uygulanmaktadır.

Aile İçi Cinsel İstismar:
“Ensest”
Ensest; evlenmeleri hukuksal, ahlaki ve dini açılardan yasaklanmış yakın akraba olan kadın ile erkeğin cinsel ilişkide bulunmaları anlamında kullanılmaktadır. Cinsel sapkınlık olan ensest “akraba aşkı” olarak da tanımlanmaktadır (Ekşi, 1999; Akduman ve ark., 2005). Ensest yasakları, toplumsal bir kural oluşturduğundan sosyal ve kültürel bir olgudur. Toplum tarafından ayıplanması ve büyük çoğunlukla çok yakın akrabalar tarafından gerçekleştirilmiş olması gizli tutulmasına neden olmaktadır. Ensest geleneksel olarak biyolojik akrabalığı olan aile bireyleri arasındaki ilişki olarak değerlendirilmektedir. Bu ilişki türü tarihte hep yasaklı bir tabu olarak görülmüştür. Klasik ensest ilişki, sadece kan bağına dayanmaktadır. Yakın ilişkilerin kurulduğu, ebeveyn bağının ve güvenin oluşmuş olduğu veya ebeveynlerle olan ensest ilişki uzun yıllar boyunca görmezden gelinmiştir. Bu nedenle son yıllarda ensestin daha genel bir yaklaşımla çocukta cinsel istismar olarak değerlendirilmesi ve sadece cinsel ilişki dışında daha geniş anlamda cinsel içerikli davranışları da içermesi gerektiği görüşü ağırlık kazanmaktadır (Kurtay ve ark., 2004; Akduman ve ark., 2005).

Ensest İçin Risk Faktörleri;
Alkolik baba,
Annenin hasta olması veya evi terk etmesi,
Yetişkinlerin çocukla aynı odayı ya da yatağı paylaşmaları,
Kız çocuklarının babalarından ayrı yaşamaları,
Aile bireylerinde görülen psikiyatrik bozukluklar,
Annenin gece çalışmak zorunda olması nedeni ile çocuklara baba ya da üvey babanın bakması,
6 - 8 yaşlarında ve kız çocuk olmak,
Küçük kızda aniden gelişen baştan çıkarıcı tavırların varlığı,
Anne veya babanın ya da her ikisinin ailesinde daha önce ensest ilişkinin varlığı,
İktidarsızlık ve psikopatidir (Polat, 2000; Karan, 2001; Polat, 2006).

Ensestin çocuk üzerindeki etkileri; çocuğun saldırganla olan ilişkisine, seksüel aktivitelerin şekline, şiddet kullanımına, fiziksel zararın varlığına, çocuğun işbirliğine, yaşına, gelişim basamağına ve travma öncesi psikolojik gelişimine bağlı olarak değişmektedir. Ailenin olaya tepkisi de konu üzerinde etkileyici rol oynamaktadır. Çocuğun tepkisi; korku, depresyon, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, ikincil enürezis ve enkoprezis (Elliot ve Peterson, 1993), davranış problemleri, okul problemleri, cinsel problemler gibi değişik şekillerde olabilmektedir. Bu çocuklarda konversiyon tepkilerine de yüksek oranda rastlanılmaktadır.  Öfke tepkileri, zayıf impuls kontrolü, karşı olma, karşı gelme bozukluğu cinsel istismara uğramış çocuklarda gözlenebilmektedir (Gorey ve Leslie, 1997). Ayrıca parmak emme, tırnak yeme gibi davranışlara da sık rastlanılmaktadır. Bunun yanı sıra fobiler ve uyku bozuklukları, kız çocuklarında erkek çocukların yanında güvensizlik ve anksiyete belirtileri, bulantı, kusma, karın ağrıları, baş ağrıları gibi sorunlar görülebilmektedir. Daha büyük çocuklarda, suçluluk hissi ve depresyon görülebilir. Suçluluk hissi, olayın kendisinden değil aile fertleri ile daha sonra yaşanan olaylardan kaynaklanır. Adolesanlar; okulda başarı ve davranış sorunları, suça eğilim, konversif tablolar, panik ataklar (homoseksüel saldırı yaşayan erkek çocuklarda izlenir) yaşayabilirler. Kirli ve değersiz olma hissi yaşanabilir. Adolesan kızlar; mazoistik çok  eşli cinsel yaşamı (bilinçsiz fantezilerine hitap ettiği için) tercih edebilirler. Ayrıca, genital hasar, hamilelik ve zührevi hastalık gibi fiziksel zararları da olabilir (Kurtay, 2004).

Figen Karacaylan ÇAKMAKÇI
Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı
www.dunyacocuklarin.com