Çrş12132017

KELEBEK ENERJİSİ

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

“Düşünde kendini kelebek olarak gören biri, bir kez uyandıktan sonra, bir kelebek olmadığından ve artık düşünde kendini bir insan olarak görmediğinden hiçbir zaman emin olamaz.(1)"


Hani bazen bir gece, içinde kaybolduğumuz bir rüyaya uyanırız. Ve birdenbire bin bir parçaya bölündüğümüz bir boşlukta, daha önce bilmediğimiz bir dünyaya gözlerimizi açarız. Hani öylesine bir anda, daha önce bilmediğimiz veya dinleyip unuttuğumuz tüm öykülerin, efsanelerin ve hayallerin gerçek kahramanı oluvermişizdir. Zamanın ve yerçekiminin ağırlığından kopar, geçmişin ve geleceğin yüklerini bırakır, kelebek tozu serpilen bedenimizde, bir rüya hafifliğinde yaşadığımız ana açılır gümüş ipliklerden örülü kanatlarımız.

KELEBEĞİN DÜŞÜ
Bir düş gördüm bu gece,
Serildim boş geceye,
Taş oldum yatıyorum,
Karanlık bir vadide,
Vadide karanlıktayım.

Düş vadisinin her yeri,
Düş gördüğünü bilmeyen,
Gözleri fersiz, elleri soğuk,
Yığın yığın taşlarla dolu.

Bir düş gördüm bu gece,
Düşümde kelebekler ağlıyordu.
Gözyaşları yıkadı düşlerimi,
Kalbim düşlerimde var oldu.

Bir düş gördüm bu gece,
Sabah uyandım, düş yok.
Bir düş gördüm bu gece,
Gece bitti, ben yok oldum…

Hepimiz kozadaki kelebekleriz aslında, bilsek de, bilmesekte… Geçmiş ve geleceğin düğümlendiği, iç içe geçtiği, hem var, hem yok olduğumuz büyülü her anda, değişim potansiyelini ve binbir dönüşüm olasılığını kucakladığımız düşlerimizle, fark edebileceğimiz her uyanışın getirdiği hafiflikle, narin, dengeli ve duyarlı bir sükunetle tel tel örülmüş kozalarımızda gelişiyoruz.

“Belki de hayat bunun içindir, öğrendiklerimizi özümsemek üzere bize zaman vermek için…(2)”

Gelişim öyküsü sürer bir yaşam boyunca, biz uyansak da uyanmasak da… Zaten seçimlerimizde özgürüz aslında; ne istersek onu yaşıyoruz. Bir kısmımız kozasına kapanır, bazımız kozasında ölür veya yaşadığını sanır. Ancak çok azımız yaşadığımız dünyayı, her olanı ve daha önemlisi kendini tümüyle kabul edebilecek kadar cesur davranabiliyor.

Sadece dünyayı yüreğinde bulanlar özgürce uçabilir ve onlar ancak uçan kelebeklerin görebildiği bir rüyaya uyanabilir.

“Yaşam bizim sessizliğimizde şarkılar söyler ve uykularımızda rüyalar görür.(3)”

VAAT
Bir gün sularında yıkanacağım,
Demlenmiş çay kokusuna batmışım,
İki büklüm sokuldum yaşıyorum,
Uyuyorum bulunduğum kozada.

Sedeften ışığımı damıtacağım,
Yağmur olup ay doldurdum toprağa.
Bir gün sularında uyanacağım,
Kalbimin aynası olduğumda…

Değişim hayatın kalbidir ve hayatta belki de değişmeyen tek şeydir. Hayata uyum için değişime açılmak ve onu kabul etmek gerek.

Kelebek enerjisiyle yaşamak, gelişim ve değişim sarmalının merkezinde, zarafetle ve nezaketle, en kuvvetli kasırgalar, yangınlar ve hoyrat rüzgarlar da dahil olmak üzere karşılaştığı her şeyi cesaretle kucaklarken, sade, yumuşak, sessiz bir duruşla geçmiş ve geleceği buluşturan denge noktasında şefkatle var olabilmektir. Her şey size akarken, kendi hayatınızın merkezinde, sadece olduğunuz şey olmanın keyfine varmak ve gelişimin yumuşak yüzünü kucaklamaktır. Bir tek var olabilmek, olmak ve olanda yok olmak…

Sevgili dostlar, renk renk, şekil şekil uçuşmak için bu dünyaya geldik, hep birlikte, bir yürekle…

Rüyalarımız kelebekle dolsun….

1-Hüsnü ARKAN
(Ülü Kelebeklerin Dansı)
2-Dan Milman
3-Halil Cibran