JA Teline V - шаблон joomla Форекс
17
Tue, Sep
0 New Articles

Ayın Halleri

Dr. Ahsev BALİÇ
YAZI stili

Hepimiz ayın karanlık ve aydınlık yüzlerine sahibiz. Aslında insanda olan tüm özellikleri barındırıyoruz. Sadece, üstümüze düşen ışığa göre birbirimizden farklı olduğumuza inanıyoruz.

“ Kalbinde çözülmeden kalan her şey için sabırlı ol. Soruların kendisini sevmeye çalış… Şu anda cevaplar sana verilemez, çünkü sen henüz onlarla yaşayamazsın. Bu, her şeyi yaşama meselesidir. Şu anda senin soruyu yaşaman gerekiyor. Belki daha ileride, farkına bile varamadan kendini günün birinde cevabını yaşarken bulacaksın.

” Küçücük bir çocukken ve büyümüş çocuklar olduğumuzda, zaman zaman hepimiz cevapsız sorular ile mutsuz olduğumuzu hissetmişizdir. Sanki tüm soruları bilirsek mutlu olacakmışız gibi! Oysa şair Rainer Maria Rilke, bu sade ve sıcak cümlelerinde, hayatın büyük bir sırrını kulaklarımıza ne kadar da güzel fısıldayıveriyor: Bilgelik, sabır ve tevekküllün ışığıdır. Ve bu ışık, hazır olmayanın gözünü kör eder.

 

İşte bu bir ateş günü,

Ucu yanmış hayallerin.

Saçlarını dökmüş hüzün,

Dans ediyor darmadağın,

Gelgitleri her hecede.

Ellerini kavuşturur,

Takılmış bir bilmeceye,

Sessizliktir bilmediği.

Gölgesi hep uzar gider,

Çekimsiz bir fiil gibi.

Dolunayda filizlenir,

Gölgedeki bensiz çocuk.

2010

 

Evet sevgili dostlar! Hepimiz ayın ışıklı yüzünün peşindeyiz. Dolunayda pırıl pırıl parlayan bir gökyüzü kimin içini aydınlatmaz ki! Oysa ışıklı veya karanlık, dolunay veya yeniay, ay her zaman aynı. Ve ayın karanlık yüzü, her zaman kendi döngüsünde ışık için hazırlanıyor. Tıpkı bizim gibi. Tüm insanlar gibi. Eğer doğru bakabilirsek; insanız biz, içimiz aynı...

 

14-Gerçek şu ki, insan kendi öz benliği üzerine yönelmiş keskin ve derin bir bakıştır.

15-Dökse de tüm mazeretlerini,

16-Onu hemen okuyasın diye dilini hareket ettirme.

17-Onu toplamak ve okumak bize düşer.

Kıyamet suresi 14-17.Ayet

 

“ Kim bir kardeşini bir günah nedeni ile ayıplarsa, o günahı işlemedikçe o kimse ölmez.”

Hz. Muhammed (SAV)

 

Günümüzde hologram modeli ve kuantum fiziği ile de bilimsel olarak da tanımlanan ve hepimizin evrendeki her şeyle bir ve bütün olduğu ve içimizde tüm evrenin bilgi ve özünü taşıdığımızı söyleyen düşünce ve inanç sistemi, geçmişten günümüze tüm dinlerin ve kadim bilge öğretilerin de çekirdeğini oluşturmuştur. Burada, hepimizin bildiği okyanus- damla örneğini hatırlamak sanırım uygun olacak. Her bir damla okyanusun gerçek özünü barındırır ve okyanusun özelliklerine sahiptir. Damlaların birlikteliği de okyanusu oluşturur.

“Sen sana ne sanırsan, ayrıya da onu san.” diyor Yunus Emre.

Her birimiz benliğimizin karanlık ve aydınlık yüzlerine sahibiz. Sadece, üstümüze düşen ışığa

göre birbirimizden farklı olduğumuza inanıyoruz. Bu inanç doğrultusunda çoğunlukla farkına varmadan seçtiğimiz davranışlar, tekrarlanarak kişilik özelliklerini oluşturuyor kemikleşiyor ve sonuçta gerçekten farklı insanlara dönüşüyoruz.

Oysa potansiyellerimiz ortak, sadece seçimlerimiz farklı. Ancak her zaman için seçimlerimizi değiştirme kapasitesine sahibiz.

“Ben buyum ”diyense bizi sınırlayan egolarımız. Psikiyatride geçen projeksiyon (yansıtma, aynalama) mekanizması, kısaca kendimizde kabul etmekte zorlandığımız ve bilinçaltına attığımız bazı niteliklerimizi başkalarında algıladığımız şeklinde açıklanıyor. Ancak burada, çok incelikli bir ayrıntıyı vurgulamak gerekiyor. Başkalarında gördüklerimiz bizi rahatsız  ediyorsa bunlar özellikle farkına varmadan bastırdığımız ve kendimize yakıştıramadığımız niteliklerimizdir.

“ Ego düzeyinde projeksiyon, çok kolayca tanımlanır. Eğer çevremizdeki bir kişi veya bir şey bizi bilgilendiriyorsa, büyük bir olasılıkla projeksiyon yapmıyoruzdur. Öte yandan, o bizi etkiliyorsa, büyük olasılıkla biz kendi projeksiyonlarımızın kurbanı oluyoruzdur.” Ken Veber

“İşaret parmağınızı bir insana suçlarcasına salladığınızda, geriye kıvrılan diğer üç parmağınız sizi gösterir.” Dabbie Ford (Işığı Arayanların Karanlık Yüzü) 

 

BULUŞMA

Unuttuğun her günün geceye döngüsünde,

Güneşin bıraktığı gölgenin içindeyim.

Her şey hırpalar beni gelip geçen gölgede,

Ağır gelir gönlüme amansız sessizliğin.

 

Keder yorgun olur, çok yoğun olduğunda,

Yapayalnız olmaktan kederle usanmıştım.

Usanmıştım bir güne bir yıldız aramaktan,

O anda tek başıma bin yıldız avuçladım.

 

Kayıp düştü gönlüme uçuşan rüyalarda

Geceyi doldururken lekesiz ışıkları.

Kucaklarım o anı bir damla gözyaşında,

Ses verirse aşk dolu kalbinin atışları.

 

Bir dolunay şarkısıdır tenimi sarmalayan,

Her damlaya ulaştı bu anın girdapları.

Bir garip huzur gelir, söz verip kaçar zaman,

Kalbimin ortasında mutluluk ışıldadı.

 

26.01.10 

 

“Gitmeyi öğrendim, sonra dayanamayıp dönmeyi. Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi …”

Hz. Mevlana 

 

Öte yandan, ego düzeyindeki projeksiyon, bilinçli davrandığımızda, farkına varamadığımız özelliklerimiz ile sağlıklı bir şekilde yüzleşebilmemiz için en büyük yardımcımız olabilir. Çünkü, başkalarında gördüğümüz ve rahatsızlık duyduğumuz tüm niteliklerin aslında bizde olan ve bilinçaltına ittiğimiz, kabullenmekte zorlandığımız yönlerimiz olduğunu bilirsek kendi gölgelerimizin farkına varabiliriz. Bir kez kendi defolarımızla yüzleşmeye başlayınca, dünyamız daha yaşanılır hale dönüşür. Böylece “ölmeden önce ölerek”, kendi ayımızı bütünüyle keşfetmenin ve ait olduğumuz dünyayı tüm yönleriyle sevebilmenin huzuruna kavuşabiliriz.

Bu söylediklerimden herkesin her yaptığını içselleştirelim anlamını çıkarmamak gerekir. Yanlışı tam olarak tanımak ve olduğu gibi görebilmek başkadır, yanlışı yok saymak veya ondan hareketlerimizi, düşüncelerimizi etkileyecek kadar rahatsız olmak yine başka. Çünkü bizi rahatsız eden şeyler ,aynı zamanda tutsağı olduklarımızdır. Ben hoşgörüden bahsediyorum. Kendimize ve bizi saran dünyaya karşı hoşgörüden. Yoksa gerçeği olduğu gibi görebilmek ufuk açar. Tarafsız olmak için yargılardan arınabilmek ve başkaları ile uğraşmak yerine kendini adam etmek gerekiyor. İşte bunu yapabilenlere kamil insan deniyor!

“Bir kez nasıl ölündüğünü öğrendiğinde, nasıl yaşanması gerektiğini de öğrenirsin.”

Öğretmenim Mori’yle Salı Buluşmaları. Hayattaki En Büyük Ders (Tuesdays With Morrie) Mitch Albom

 

ÖLÜM

Bilmediği duygular

Ok oldu yüreğine.

Gönlünü avuçladı,

Kanatan darbelerde.

 

Gün gibi battı çocuk,

Sığmadı gecelere.

Gül dokulu bir şafakta,

Söylenen o söz oldu.

 

26.01.10

 

Burada, konuya ait farklı bir bakış açısını da sizinle paylaşmak isterim. Başka insanlarda görüp de beğendiğimiz ve hayran olduğumuz nitelikler de aslında bizim kendimize yansıttığımız potansiyellerimizdir. Yani bunlar, kendi ayımızın ışıklanmaya yatkın, hatta henüz aydınlanmaya başlayan bölümleridir.

Konu karmaşık gelebilir ve şu ana kadar edindiğiniz birçok bilgiyle ve yaşadıklarınızla çelişiyor olabilir. Veya çok fazla laf kalabalığıyla canınızı sıkmış olabilirim. Yine de bence üzerinde düşünmeye değer. Bundan sonra daha eğlenceli yazılar yazabilmeyi umuyorum. Kusura bakmayın.

Aynalarımızı iyi seçelim dostlar. Aynalarımızı görelim. Ve aynalarımızın bize söylediklerini işitelim.

Son olarak bir sorum var dostlar: Eğer bu yazıyı sonuna kadar okuduysanız, bu satırlarda hangi yönünüzü aynaladınız? Bana yazarsanız sevinirim.

Şimdilik hoşça kalın.

Resim ve Şiirler: Ahsev BALİÇ

Portre Fotoğrafı: Zeynep BALİÇ

Kaynakça: Işığı Arayanların Karanlık Yüzü (Dabbie Ford)

Sen Ölünce Kim Ağlar (Robin Sharma)

Not: 7. Sayıdaki yazımda kaynak: Yansımalar (Nevşah Fidan)