Yakın ilişkilerde stres

Dr. Ahsev BALİÇ
YAZI stili

Yaşayan, soluk alan ve etrafıyla sürekli etkileşen canlı varlıklarız. Bu nedenle, başta özel hayatımız ve partnerimiz ile olmak üzere, yaşantımızda var olan tüm yakın ve uzak ilişkiler duygusal ve zihinsel potansiyelimizi etkiler.

Sevgili dostlar, konumuz stres, yani gerilim. Çin’de stresin, tehlike ve fırsat kavramlarıyla simgelendiğini biliyor muydunuz? Gerilim, içinde hem problemi, hem de çözümü barındırır. Her birimiz, gerilim ile elde ettiğimiz enerjiyi, yapıcı veya yıkıcı şekilde kullanabilme şansına sahibiz. Yaşayan, sürekli soluk alan ve etrafıyla sürekli etkileşen canlı varlıklarız. Bu nedenle, başta özel hayatımızda partnerimiz ile paylaştığımız olmak üzere, yaşantımızda var olan tüm yakın ve uzak ilişkiler duygusal ve zihinsel potansiyelimizi etkiler. Bu etkileşimler yolu ile yüklendiğimiz gerilimi hayata hangi gözle baktığımıza bağlı olarak istediğimiz gibi kullanabiliriz. Özellikle paylaşılan yakın ilişkiler, içinde yoğun gerilim potansiyeli barındırır. Ancak burada önemli olan, eş ( veya sevgili veya sevgili olan eş) ile yaşadıklarımızı algılama biçimimiz, samimiyetimiz ve buna bağlı olarak niyetimiz. İkili ilişkilerimizde var olan dinamik potansiyel, niyetimize bağlı olarak yapıcı veya yıkıcı biçimde kullanılabilir. Bize huzur ve mutluluk verebileceği gibi, kolaylıkla anksiyete ve suç odağına da dönüştürülebilir. “Güzellikle çirkinlik/iyilikle kötülük bir olmaz! Kötülüğü, en güzel tavırla sav! O zaman görürsün ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sımsıcak bir dost gibi oluvermiştir.’’

Fussılet suresi, 34. Ayet.

Çoğumuz, yaşadığımız olumlu duyguları, kabul ve içselleştirme ve olumsuz duyguları ise red ve bastırma eğilimindeyiz. Oysa hepimiz insanız, sevgi, mutluluk, iyilik, huzur ve denge ile dolu olduğumuz gibi, öfke, nefret, üzüntü, kuruntu ve kaygı gibi negatif duygulara da sahibiz. Ancak bütün duygularımızı kabullenip, sağlıklı bir şekilde yönlendirebilirsek, içsel mutluluğa ulaşırız. İşte o zaman, sevgi ile beslenen gerçek ilişkilere sahip oluruz

 

ÖFKE

Ateş topuydu ruhum, is kokuyor geceler.

Yanıyordu gözlerim, gözlerin susuyordu.

Zincirledim bağrımı, öfkemi azat ettim,

Haykırdım yüreğime, suçunu bağışladım.

 

Acıyı bıraktım ben kapkara topraklara.

Kırk günümün içine kırk ateşi doladım.

Buharlaşan acılar damıtıldı sessizce,

Kuytulardan çıkarıp gül rengine boyadım.

 

Özellikle uzun soluklu birliktelikler başta olmak üzere aşağı yukarı tüm yakın ilişkilerde en sık yapılan hata, yaşantıyı ve paylaşılanları koruma ve güven altına alma gerekçesi ile ilişkiyi ve duyguları karşılıklı veya tek taraflı olarak dondurarak sorunları ertelemektir. Aslında böyle davranarak, sadece ilişkiyi değil, hayatı dondurmuş oluyoruz. Sonra da kendi yarattığımız bu durumdan sıkılarak şikayete başlıyoruz. Kendimizi kurban sanıyoruz. Pembe göz-lüklerimizi çıkarıyor, dönüp sevdiğimiz insanı tek yönlü olarak suçluyor yargılıyor ve infaz ediyoruz. Bu duruma ulaşan ilişkide katılık, önyargıları, peşin hükümleri ve bencilliği peşi sıra getirir. Partnerler birbirinden uzaklaşır, ilişki can çekişmeye başlar ve ölür. Sonuçta ya ölü şekilde devam eder veya biter.

 

AYRILIK 

Aynı şafakta boy vermiştik birlikte,

Ne kadar içli, saydam ve yumuşaktı.

Islanmıştık ışıklı, tertemiz yağmurlarda,

Kalbimizde aşk güneşi parlamıştı.

 

Aynı sabahlarda birden buğulandı içimiz,

Boş yere aradık biz aşk doğan ufukları.

Boşluklar artıyordu, sarmalımız büyürken,

Kasırgaydık iç içe, sessiz ve sarsıcıydı.

 

Tükenmiştik derinden, sanmışız susmak yeter,

Dinlemişiz bilmeden ayrılık masalları.

 

Halbuki, bittiğini sandığımız ilişkilerimizde yaptığımız hataların farkına varamadığımızda, eski ilişkinin gölgesi ve ruhu, yeni ilişkilerde ve hayatlarda yaşamaya devam edecektir.

 

TUTSAK

Önce sesim sesinde eridi yavaş yavaş,

Sonra kalbine çiviledim ruhumu.

En son gönlümün ışığını verdim eline,

Kokum sindi gideceğin yollara,

Gidebilirsen git artık, başka masallara.

 

Seni dudaklarının izinden tanıyacağım,

Sesinde şarkılarım çınlayacak.

Şakakların zonklayacak her acımda,

Yanık gül kokacak dört bir yanın,

Gidebilirsen git artık, başka masallara.

 

Oysa ilişkiler böyle sonlanmak zorunda değil. Yıpranmış ilişkilere her an taze tatlar, renkler ve sesler katmak elimizde. Hayat sonsuz bir dönüşme ve dönüştürme potansiyeli ile dopdolu olarak devam ediyor. Dr. Mehmet Öz’ün bu konuda okuduğum ve beni çok etkileyen bir yorumunu sizinle paylaşmak isterim. Özetle yirmi küsur senedir devam eden evliliğinde, son derece çekici kişiliğine ve bunca başarılarına rağmen eşine olan sadakatini evlilik hayatının dinamik yapısına ve eşinin sürekli olarak kendini yenileyen canlı ve sürprizli bir kadın olmasına bağlıyordu. Bence, erkek veya kadın, her insan ahlaki ve vicdani kuralları gözetlemek koşulu ile, hayatın ritmine uyarak, samimiyet ve iyi niyetle davrandığında, başta evlilik olmak üzere bütün yakın ilişkilerini mutluluk ve huzur dolu bir hale getirebilir. Konuyu memleketim Eğirdir ile ilgili bir sitede okuduğum bir fıkrayla bağlamak isterim. Adamın biri evli olduğu yirmi yıl boyunca her akşam eve bir şeyler alıp getirirmiş. Bir gün işi rast gitmemiş, parası olmadığından bir şey alamamış. Akşam eve eli boş dönmüş. Karısı kapıyı açmış, kocasının eline bakmış, bir şey yok! Söz söylemek için başını kaldırınca “Viri* herif, senin gözünün biri körmüş, meğer ! …’’ demiş.

(*Viri: Egirdir şivesinde bir ünlem sözü).

Son söz dostlar, birlikte olduğunuz, sevdiğiniz insan kapınızı çalınca, lütfen getirdiklerine değil, gözlerine ve yüreğine bakın.

** Resim ve Şiirler Dr. Ahsev Baliç’e Aittir.