JA Teline V - шаблон joomla Форекс

Sakin Şehirler

1986’da, Roma’daki İspanyol Merdivenleri’nde yapılan McDonald’s açılışını protesto eden bir grup, meydana tabaklar dolusu makarna fırlatmış! Carlo Petrini’nin önderlik ettiği grubun tepkisi, “meydanın estetiğinin bozulacağını” ve “yemek yemenin, abur cuburla doymak olmadığını”çarpıcı biçimde anlatabilmek içinmiş.

‘Fast-food’a karşı tepkiden ‘slow-food’ doğmuş… Yani hızlı yemek karşıtı olarak, yavaş yemek… Türkçede biraz eğreti durduğu için biz Adapazarı convivium’u* olarak bunu değiştirdik ve ‘yavaş pişir, yavaş ye’ dedik. 

‘Sakin Şehirler Hareketi’ ise 2000 yılında İtalya'da 32 şehrin yöneticilerinin bir araya gelerek imzaladığı bir proje. Belli kuralları ve salyangoz biçiminde bir logosu var.  Nüfusu 50 binden az olan şehirler, bu kuralları da yerine getirirse üye olabiliyor. Uzun bir liste, ama insan bunları az çok tahmin edebiliyor.

Mc. Donald’s gibi ‘fastfood’ restoranlar bu şehirlere giremiyor. Yöresel yemeklerin bulunacağı lokantalar değer kazanıyor. Elbette, gıda ürünlerinin de çevreye zarar vermeyen doğal yöntemlerle üretilmesi gerekiyor. Yerel ürünlerin ve sağlıklı çeşitlerin satıldığı dükkânlar çoğalıyor. Büyük marketlerin yerini bunlar alıyor. 

Yeşil alanlar ve yaya bölgeleri genişliyor. Elektrikle çalışan taşıt araçları kullanılmaya başlıyor. Bisiklete binmek özendiriliyor. Gürültü ve görüntü kirliliği yaratan her şey denetim altına alınıyor.

İnsan doğanın bir parçası aslında, ama hızlı yaşam unutturuyor bunu… Tüketen, ama pek çok tüketen bir yaratık olmaya zorlanıyor. Varlığından kopartılmak isteniyor sanki. Sakin Şehirler, aşırı tüketim anlayışına yer vermiyor. Ve bu yaşam biçiminin bütün alışkanlıkları yavaş yavaş bırakılıyor. Sakin okullar, sakin yaşam, sakin seyahat gibi arayışlar başlıyor. Bunlar üzerine deneyimler paylaşılıyor, kitaplar yazılıyor. Çalışma saatleri azaltılıyor. Dostluklar, sohbetler çoğalıyor…

Türkiye’nin ilk ve tek ‘Sakin Şehri’, Seferihisar… Sakarya’nın şirin ilçesi Taraklı’da sırada bekleyen 60 yerleşim yerinden biri…

Önce görelim, Seferihisar’da bu amaçla neler yapılıyor: 

Çocukların doğal üretimi öğrenmeleri amacıyla bahçeler yaratılıyor…

Yerel üretimin desteklenmesi amacıyla Köy Pazarı kuruluyor. Eski belediye binası bu işe ayrılmış. Köylüler buraya gelip ürünlerini sunabiliyorlar. Haftanın bir günü de açık Pazar kuruluyor…

Kent içine bisiklet yollarının yapılması projesi sürdürülüyor.

Belirli saatlerde kent merkezine motorlu araç alınmıyor. Fayton uygulamasını başlatmak için girişimler sürüyor…

Görüntü kirliliği bulunan ana cadde tamamen yenileniyor. Bütün tabelalar değişiyor…

Çanak antenler sökülüyor…

Yerel yemek lokantaları oluşturuluyor. Bu konuda esnafın eğitilmesi projesi İzmir’deki üniversitelerden alınan desteklerle sürdürülüyor…

Hedeflenenler:

Güneş enerjisiyle çalışan bisikletler…

Zengin termal enerji kaynaklarına ve güçlü rüzgâr koridorlarına sahip olan kentin ısınmasında jeotermal enerji, aydınlatılmasında da güneş ve rüzgâr enerjisiyle çalışan aydınlatma elemanları kullanılması…

Evlerin cephelerinin boyanması, kolonların taş kaplanması, klimalara ahşap ızgara yapılması; pencere ve balkonlara sardunya konulması…

Seferihisar’da yaşayan 75 yaş üstü yurttaşların bir araya getirilmesi ve onların anlattıklarından bir “Seferihisar Sözlü Tarihi” kitabı oluşturulması…

Turizm konusunda her şey dâhil sistemi yerine ev pansiyonculuğu ve çevreye saygılı, doğal ve tarihi mimari dokuya uygun küçük otellerin öne çıkacağı bir projenin olgunlaştırılması; eko-turizmin yaygınlaştırılması amacıyla kentin tamamının turistik bir merkez haline getirilmesi…

***
Gelelim geçen sayımızda tanıtmaya çalıştığım Taraklı’ya… 

‘Cittaslow’ ya da ‘slowcity’ yani ‘sakin şehir’ olmak Taraklı’ya çok yakışacak! İlk adım atılmış ya arkası gelir… Diyeceksiniz ki “Taraklı zaten sakin bir şehir”… Doğru. Ama Adapazarı da öyleydi… Daha birçok şehrimiz de bir zamanlar öyleydi. Oysa şimdiki kentler insanı eziyor. Buralarda insanlar gitgide tektipleşiyor. Böylece bir şeylere yönlendirilmeleri de kolaylaşıyor. Çoğunlukla da tüketmeye tabii… Yaşadıkları şehirden beslenemedikleri gibi şehri de besleyemiyorlar…

Tarihi ‘İpek Yolu’ üzerinde yer alan Taraklı, ticaret yollarının değişmesiyle yavaş yavaş zenginliğini yitirmiş ama bu sayede de tarihi dokusu, doğası ve insanıyla bozulmadan bugünlere gelebilmiş. Son birkaç yıl içinde geri dönülmez bir yola da girebilirdi tabii. Öyle ya, el çabukluğuyla oluyor bu işler! Ama gördüğüm kadarıyla ilçe halkı doğal ve kültürel zenginliklerinin bilincinde. Turizme açılmayı da çok istiyorlar. Şimdiki belediye başkanları da Taraklı için iyi şeyler yapmak isteyen bir insan. Yavaş gelişsin, yeter ki şehrin özgünlüğü bozulmasın diye düşünüyor ve ilçe halkına bunun nedenini açıklayarak onları da yanına alıyor. Birlikte biçimlendiriyorlar hayallerindeki Taraklı’yı. Ve eğer Taraklı ‘sakin şehir’lere kabul edilirse muhakkak ki hayaller daha çabuk gerçeğe dönüşebilecek. 

İlçenin uluslararası düzeyde ‘cittaslow’unvanını alması bir bakıma şehrin kurtuluşu demek… Çünkü bu statüyü kazandıktan sonra sakin şehirler birliği kriterlerine uygunluğu bakımından düzenli olarak denetlenecek!

*Latince “convivium” kelimesi “ziyafet” demek.

Aslında bu kelime “con/ile” ekiyle, “vivere/yaşamak” fiilinin birleşmesinden oluşuyor ve ‘birlikte yaşamak’ anlamına geliyor. Eski Romalılara göre yaşamak, hayatı paylaşmak kadar birlikte yemek yemek, sofrayı paylaşmak demek oluyor. ‘Convivium’ sözcüğü aynı zamanda bir nebze yaşam sevinci ve hayatın canlılığını da içeriyor, sofra ortak sevincin simgesi oluyor.

Elbette bu sevinç, yemeği hak etmek için verilen mücadelenin kutlanması, emeğin kutsanması anlamını da taşıyor.

Bu nedenle SlowFood hareketi yerel örgütlenmeler için ‘convivium’ adını uygun görmüş.(Aylin Öney Tan-www.slowfoodanadolu.com)

Bilgi alabileceğiniz adresler:
www.seferihisar.bel.tr
http://www.tarakliajans.com/
http://www.slowfoodanadolu.com/
http://www.tamayacikel.com/2010/07/22/“yavas-pisiryavas-ye”-yaz-bulusmasi/