Pzt07232018

Kolesterol Sinsi Düşman

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

Konunun başlığı ürpertici gelebilir. Vücudumuzun temel yapı taşlarından biri olan kolesterol, memeliler için hayati derecede öneme sahip bir moleküldür. Öyle ki kolesterol olmasaydı yaşantının devamı mümkün olmayacaktı. Erkek ve dişi üreme hormonları, steroid hormonları, kemiklerimizin gelişiminde rol oynayan D vitamini, yağların sindiriminde görevli safra asitleri kolesterol kullanılarak yapılır. Kolesterol, hücre zarlarının inşası ve bakımı için gereklidir. A, E, K vitaminlerinin metabolizmasında, sinir hücrelerinin bağlantı yerlerinde ve bağışıklık sistemi hücrelerinin işlevinde, hücre zarının yapısına etki sonucu hücre sinyal iletim sistemi ve iyon geçirgenliklerinde önemli rol oynarlar.


Peki sorun nerede başlıyor?
70 kg bir insanın vucudunda 35 gr kolesterol vardır. Günlük üretimin %25’i karaciğerde gerçekleşir. Günlük dahili üretim miktarı 1 gr, besin yolu ile alınan ise 200-300 mg’dır. Barsaklara safra ve besin yolu ile giren 1200-1300 mg’ın yarısı kana
geçer. Kolesterol çoğu hücre ve dokuda HMGKoA Redüktaz denen enzimin başlattığı reaksiyon zinciri ile sentezlenir.

Bu konu araştırmacılarına Nobel Tıp Ödülü kazandırmıştır. Yemeklerle alınan kolesterol ve trigliseritler, incebarsaktan şilomikron denen taşıyıcılarla karaciğere ve
Dokulara taşınır. Yemek aralarındaki dönemde ise kolesterol karaciğer tarafından sentezlenip dokulara gönderilir.

Dokulara taşıma işi çok düşük yoğunluklu lipoprotein (VLDL) denen moleküller ile olur. VLDL ile kolesterol ve trigliserit aktarma işi devam ettikçe VLDL’nin yapısı ve yoğunluğu değişmeye ve önce orta, sonra düşük dansiteli lipoprotein(IDL,LDL) haline dönüşmeye başlar. Bu sürecin sonunda arta kalan kolesterolü içeren LDL karaciğer tarafından geri alınır ve dokuların ihtiyacı olan kolesterol buradan gönderilir.

Birçok nedenlerle ortaya çıkan kardiyovasküler ve serebral olayların temelinde işte bu nokta vardır. Kolesterol içeren LDL taneciklerinin yüksek düzeyde bulunması hallerinde, LDL damar duvarında aterom denen birikimlere neden olur. Bu aterom plakları hangi organın damarında birikirse o organa ait hastalıkların ortaya çıkmasına yol açar. Koroner kalp hastalıkları, inme, böbrek yetmezliği, hipertansiyon gelişimlerinin temel nedeni budur. LDL taneciklerinin aksine yüksek yoğunluklu lipoprotein denen HDL ise, dokularda ateromlardaki kolesterolu karaciğer geri taşıyabilir ve ateroskleroz dediğimiz damar sertliği sürecini geri döndürebilir. Ülkemizde, önümüzdeki 10 yılda kalp ve damar hastalıklarının 2.8 milyondan, katlanarak 5.6 milyona artacağı öngörülmektedir. Nüfus artışı ve yaşlanmanın artmasına bağlı olarak koroner kalp hastalıklarının her yıl %4,7 oranında artacağı tahmin edilmektedir. Bu gözlem ve tahminler ülkemizde koruyucu önlemlerin çok daha etkin olarak uygulanması gerektiğini gösterir.

Sigara kullanımı, diyabet, hipertansiyon, dislipidemi, aşırı kilo, hareketsiz yaşam, ailede kardiyovasküler hastalık öyküsü önemli risk faktörlerini oluşturur. İlk dört risk faktörü toplumda ortaya çıkan kalp ve damar problemlerinin %80-90’ından fazlasından sorumludur. Kan yağlarının yüksekliği ülkemizde giderek artan bir sağlık sorunu haline gelmektedir.

Kan lipidlerinin aşırı yüksekliği tedavi edilmeli midir? Bundan yararımız ne olur?
Evet, modern tıbbın çok geniş ölçekli araştırmaları göstermiştir ki LDL kolesterol ve trigliserid yüksekliğinin mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Total kolesterolde %1 azalma koroner damar hastalığı riskinde %2 azalmaya neden olur. Tedavi hedefleri, belirlenen kardiyovasküler risk skoruna göre planlanır. Yani her hastada LDL ve trigliserit düzeylerinin çekilmesi gereken değerler, hastanın yaşı, cinsiyeti, sigara içip içmediği, sistolik kan basıncı, total kolesterol/ HDL kolesterol oranına göre belirlenir. Örneğin, düşük riskli (10 yıllık risk<%10) bir hastada LDL hedefimiz <160mg/dl iken, yüksek riskli (10 yıllık risk>20) olan bir hastada LDL hedefimiz <100 mg/dl olmalıdır.

Kan yağları yüksekliğini nasıl tedavi etmeliyiz? Yaşam tarzı değişikliği ve ilaçlarla. Yaşam tarzı değişikliği, sigaranın bırakılması, sedanter yaşamın sonlandırılması, kilonun ideal sınırlara çekilmesi ve kolesterolden fakir diyet gibi her zaman başarılı olunamayan konuları kapsar. LDL düzeyini düşürmede en önemli ilaç statinlerdir. Diğer ilaçlar fibratlar, niasinler, safra asiti bağlayıcıları, ezetimib gibi moleküllerdir. Dışarıdan vücuda alınan kolesterol kaynaklı besinlerin kısıtlanması yanında karaciğerden sentezlenen kolesterolun yapımını engelleyen statinler bugün için kardiyovasküler ve serebral olayların azaltılmasında etkinlikleri kanıtlanmış önemli ilaçlardandır. LDL düzetini %55’lere varan oranda azaltırlarken HDL kolesterolü %15 oranında arttırabilmektedirler. Değişik statin grupları ile 1994’ten beri yapılan çalışmalar major koroner olayları, koroner arter hastalığı mortalitesini toplam mortaliteyi ve girişim ihtiyacını azaltmıştır. Klinik olaylardaki düşüş LDL düşüşü ile bağlantılıdır. Statinlerin inme riskini de azalttığı kanıtlanmıştır. Yani LDL kolesterolun belirlenen hedeflere statinlerle çekilmesi hem serebral hem koroner olayları azaltmaktadır. Bu yararın ,salt statinin LDL düşürücü etkisiyle değil, farklı yollarla kolesterolden bağımsız olarak da gerçekleştiği sanılmaktadır. Pleotropik etki denen bu yansımalar, klinikte karşımıza, yangısal süreçlerin azalması, damar içi hücrelerinin genişleme yeteneğinin artması, pıhtılaşmanın azalması, damar içi aterom plaklarının sabitlenmesi, hipertansiyon ve diyabet insidansının azalması, osteoporozda kırık riskinin %20 azalması ve Alzheimer tipi bunama insidansının azalması olarak karşımıza çıkar. Statinlerin en önemli yan etkileri, kas ve karaciğer hasarı (miyopati ve karaciğer enzim yükselmesi) olup tedaviye başladıktan sonra 6. ve 12. haftada kontrollerle fark edilir ama bu yan etkiler oldukça nadir sayılabilir.

Orta yaşta LDL yüksekliği, Alzheimer hastalığı için bir risk faktörüdür. Bu konuda yapılan çok sayıda araştırma çelişkili gibi görünse de statin kullanan kişilerde Alzheimer hastalığının belirgin azalma göstermesi bazı statinlerin beyin hipokampal nöron ve mikst kortikal nöron kültür çalışmalarında, Alzheimer Hastalığının temel bozukluğa yol açan A beta42 ve A beta40 moleküllerinin hücre içi ve dışı seviyelerini azaltması, kolesterolun Alzheimer hastalığında öneme sahip olduğunu düşündürür.
Bunda statinlerin antiplatelet ve antiimflamatuar(pıhtı ve yangı önleyici) etkileri olduğu sanılmaktadır. Antioksidan ve nitrik oksit üzerinden görülen etkilerin, demansın önlenmesinde etkili olabileceği düşünülmüştür. Ancak bunun yanında statinlerin erken yaşlılık döneminde yararlı olabileceği, ileri yaşlarda bir faydasının olmadığını gösteren çalışmalar da vardır.

Alzheimer hastalığı ile ilgili olduğu bulunan genler ile hastalığın tedavisinde yeni ufuklar açılmaktadır. Statinlerin demans üzerindeki etkilerinin, inmeyi önleyici yönünden farklı olduğu düşünülmektedir.
Tüm çalışmaların ışığında statinlerin Alzheimer tipi demansta rutin tedavide yeri henüz kanıtlanmamıştır, yararlı olabilir, bu konuda daha geniş çalışmalara ihtiyaç vardır.

Dr. Mehmet FIRAT
İç Hastalıkları Uzmanı
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.