Pz10222017

Kolesterol Yüksekliği

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

Tarama, Tanı ve Tedavi Hakkında Merak Edilenler

Kolesterol hedefleri hangi verilere dayanarak belirlenmektedir?


Kılavuzlarda yer alan veriler genellikle “mega-çalışmalar” olarak adlandırılan, çok fazla sayıda hasta üzerinde yapılmış, istatistiksel olarak yüksek kaliteli çalışmalara dayanmaktadır. Kolesterol düzeyleri ile ilgili hedefler ve koroner kalp hastalıkları ilişkisi açısından yapılan en önemli çalışmalardan biri ARIC çalışmasıdır.(Atherosclerosis Risk in Communities Study) Koroner kalp hastalığı olmayan, orta yaşlı 12.000’den fazla kişi, koroner kalp hastalığı ilişkili olaylar açısından 10 yıl boyunca izlenmiştir. Erkeklerde ortanca 95 mg/dl, kadınlarda ise ortanca 88 mg/dl LDL-k değerlerine sahip olan hastaların en az sayıda koroner kalp hastalığı ilişkili olay yaşadığı görülmüştür. Bu çalışma sonucunda hem kadınlar hem de erkeklerde optimal LDL-k değerinin 100 mg/dl altında olması gerektiği belirtilmiştir. Aynı çalışmada HDL-k, lipoprotein(a) ve kadınlarda trigliserit düzeyleri koroner kalp hastalığı için bağımsız risk faktörleri olarak bulunmuştur. Framingham çalışması ise, yüksek kolesterol düzeyleri ile hastalık ve ölüm oranlarının nasıl arttığını gösteren ve koroner kalp hastalığı tahmin araçlarını geliştiren büyük kapsamlı bir toplum izlem çalışmasıdır. Bu çalışma göstermiştir ki, hipertansiyon ve hiperlipidemisi olan bir kişinin 10 yıl içinde bir kalp krizi veya kardiyak ölüm geçirme riski %6 iken, düşük HDL-k ve diyabet eklendiğinde risk %14’e çıkmaktadır.

Kimler taranmalıdır?
Ateroskleroz çocukluk çağından itibaren başlayan bir süreçtir. Bu nedenle, dislipideminin erken yaşta saptanması önemlidir. Dislipideminin taranması açısından değişik bilimsel kuruluşların değişik önerileri vardır. Genel kanı, 20 yaşından itibaren, özellikle de risk faktörü olan tüm erkeklerin taranması yönündedir. Kadınlarla ilgili öneriler daha değişkendir; 45 yaş üstü risk faktörü olan kadınların taranmasını öneren gruplar olduğu gibi, kadınların da 20 yaşından itibaren taranmasının yararlı olduğunu ileri sürenler de vardır. Önerilen tarama şekli, en az 5 yılda bir açlık lipid profilini değerlendirmek ve risk faktörleri olan kişilerde tarama aralığını sıklaştırmaktır.

Kimler, nasıl ve ne zaman tedavi edilmelidir?
Dislipidemiyi saptamamızın ve tedavi etmemizin en büyük amacı kişinin kardiyovasküler riskini azaltmaktır. Koroner arter hastalığı riski ile total kolesterol konsantrasyonu arasında doğrudan bir ilişki vardır. Serum kolesterolündeki her %10’luk düşüşün, koroner arter hastalığına bağlı mortalitede %15’lik bir düşüş sağladığı görülmüştür.

Tedavi kararı verilirken hastalar her zaman için kişi bazında, risk faktörleri ile beraber değerlendirilmelidir. Tedavinin iki ayağı vardır: yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaç tedavisi. Kolesterol düşürücü tedavinin başarılı olması için tüm hastaların belirgin yaşam tarzı değişiklikleri yapması ve değiştirilebilir risk faktörlerinden kurtulmaları gerekmektedir. Egzersiz, bol meyve ve sebze tüketimi, kilo verme, diyetten doymuş yağları mümkün olduğunca çıkarmak vazgeçilmez değişikliklerdir. Epidemiyolojik çalışmalar obezite, hareketsiz yaşam, bozulmuş açlık glukozu, inflamasyon, homosistein, endotel disfonskiyonu ve tromboz anormallikleri gibi başka risk faktörlerinin de koroner kalp hastalığı gelişme riskini etkileyebileceğini göstermektedir. Yaklaşık 35,000 kişinin izlendiği bir çalışmada ergenlik dönemindeki vücut kütle indeksinin, kolesterol yüksekliği ve sonraki yıllarda ortaya çıkan koroner kalp hastalığı riski ile doğru orantılı bir ilişki içerisinde olduğunu göstermiştir. Kısacası, fazla kilo çocukluktan itibaren belirgin riskler oluşturmaktadır. Diyet ile LDL-  düzeylerinde %30’lara varan düşüşler sağlamak mümkündür. Ancak yüksek riskli hastalarda yaşam tarzı değişikliklerinin etkilerinin ortaya çıkmasını beklemeden ilaç tedavisinin başlanması önerilmektedir. Hem birincil hem de ikincil korumada belirgin etkinliği gösterilmiş olan tek ilaç grubu statinlerdir.

Yüksek kolesterol düzeylerine sahip erişkin hastalarda şu an uygulanmakta olan güncel öneriler Erişkin Tedavi Paneli III’te yer almaktadır. Koroner kalp hastalığı eşdeğeri sayılan diyabet, semptomatik karotid arter hastalığı, periferik arter hastalığı, abdominal aort anevrizması ve kronik böbrek hastalığı gibi durumlar belirlenmelidir. Koroner kalp hastalığı riski yukarıda sayılan Framingham risk skorlaması gibi araçlar yardımıyla belirlenebilmekte ve %20’nin üzerinde riski olanlar yüksek riskli kabul edilmektedir. Bunların yanında sigara içmek, hipertansiyon, 40 mg/dl’den düşük HDL-k, erkeklerde 45 yaş, kadınlarda 55 yaş üstü olmak, birinci derece akrabalarda erken yaşta koroner kalp hastalığı görülmesi (erkeklerde 55, kadınlarda 65 yaşından önce) risk faktörleri olarak kabul edilmektedir. İlginç bir şekilde HDL-k’nin 60 mg/ dl’nin üzerinde olması negatif bir risk faktörü sayılır, yani hastanın risk faktörlerinden birini  siler. Bu risk faktörleri göz önüne alınarak hedeflenen LDL-k düzeyleri ve tedavi eşikleri tabloda belirtilmiştir.

TABLO.
Risk sınıflarına göre LDL-k hedefleri ve tedavi başlatma eşik değerleri
Risk sınıfı
LDL kolesterol hedefi
Yaşam tarzı değişikliklerini başlatma eşiği
İlaç tedavisini başlatma eşiği
Koroner kalp hastalığı veya eşdeğeri (10 yıllık risk >%20) *
<100 mg/dl
≥ 100 mg/dl
≥ 130 mg/dl
(100-129 mg/dl arasında da ilaç başlanabilir)
2 veya daha fazla risk faktörü (10 yıllık risk ≤ %20)
< 130 mg/dl
≥ 130 mg/dl
10 yıllık risk
%10-20 ise < 130 mg/dl
<%10 ise ≥ 160 mg/dl
0 veya 1 risk faktörü
< 160 mg/dl
≥ 160 mg/dl
≥ 190 mg/dl
(160-189 mg/dl arasında da ilaç başlanabilir)
* Bu sınıflamanın üzerine biriken bilimsel veriler ışığında yüksek risk olarak
tanımlanan grupta tedavi hedefinin 70 mg/ dl’nin altına, ilaç tedavisi başlama eşiğinin de 100 mg/dl’ye çekilmesinin daha uygun olabileceği önerilmiştir.
Ulusal Kolesterol Eğitim Programı uzman panelinin erişkinlerde yüksek kan kolesterolünün saptanması, değerlendirilmesi ve tedavisine ait üçüncü raporundan uyarlanmıştır (Erişkin Tedavi Paneli III). Circulation 2002; 106:3143 ve Circulation 2004; 110:227.

Doç. Dr. Mine Durusu TANRIÖVER
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Genel Dahiliye
Ünitesi
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.