Pzt10232017

Menopoz ve Depresyon

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

Depresyon, çökkün duygu durum ile giden, yaşamımızda önemli kısıtlılıklara yol açan oldukça sık görülen bir psikiyatrik bozukluktur. Sebepleri konusunda birçok araştırma yapılmakla birlikte henüz net bir sonuca ulaşılamamıştır. Biyolojik ve psikososyal faktörler ön plana çıkmaktadır. Kadınlarda erkeklere göre iki üç kat daha sık görülür ve her beş kadından biri yaşamı boyunca en az bir kez bu tablo ile karşılaşır. Ergenlikle birlikte hormonal değişiklikler, çocuk doğurmanın etkileri, kadınlar ve erkekler için psikososyal stresörlerin farklılaşması ve öğrenilmiş çaresizlik modelleri bu farka neden olabilir. Kadının sosyal konumundaki güçsüzlük, kontrolü elinde daha az tutması, iki cinsiyet arasındaki ilişkide iş yükü ve eşitsizlikler, kadınların depresyondan daha fazla etkilenmelerinde rol oynamaktadır.


Erkeklerden farklı olarak kadınlar; menarş, menstruel siklus, gebelik, lohusalık, menopoz gibi dramatik hormonal değişimlerin olduğu üreme ile ilgili dönemler yaşamaktadır. Bu geçiş dönemleri kadınların duygudurumlarında dalgalanmalara yol açabilmektedir. Bu yazıda biz daha çok menopoz döneminde görülen depresif bozukluklar üzerinde duracağız.

Menopoz artık sadece tıbbın genel konularını ilgilendiren bir durum değil, biyopsikososyal bir bütünlük içinde çağdaş tıbbın ele aldığı bir konudur. Menopoz tanım olarak yumurtalıktaki oositlerin tükenmesine bağlı, yumurtlamanın kesilmesi ve adet kanamasının sona ermesi durumudur. Genellikle 45- 55 yaşları arasında gerçekleşir ve kadının yaşam süresinin 1/3 ünü kapsar. Bu Dönemde östrojen hormonu azalır ve östrojen eksikliğine bağlı; sıcak basmaları, uyku bozuklukları, vajinal atrofi, vajinal kuruluk buna bağlı cinsel isteksizlik, bilişsel ve duygudurumla ilgili bozukluklar ortaya çıkabilir. Kemik erimesi, kalp ve damar hastalıklarına yatkınlık yaratabilir. Görüldüğü üzere menopoz pek çok sistemi birden etkileyebilen bir durumdur.

Bu dönemde kadın fiziksel, ruhsal ve toplumsal değişiklikler yaşar. Kadın yaşlanır, eşini kaybeder, emekli olur, çocukları büyüyüp evden ayrılır, üretkenliği son bulur, yalnız kalır! Menopoz döneminde yaşanan hormonal değişimlerin yanı sıra bütün bu sosyal faktörler de anksiyete ve depresif belirtileri alevlendirebilir. Menopoz uyum sağlanması gereken bir kriz dönemi gibi algılanmakla beraber aslında normal bir süreç olarak görülmelidir.

Bu dönemde görülen psikolojik değişiklikler fizyolojik nedenler yanında sosyal, kültürel ve bireysel farklılıklarla da bağlantılıdır. Menopoz döneminde belirti bulgu ve tutumlar değerlendirilirken beslenme, biyolojik, psikososyal, politik, etnik, kültürel ve ekonomik etkenler göz önünde bulundurulmalıdır. Biyopsikososyal farklılıklar tedavinin planlanması sürecinde önem taşımaktadır. Menopoz dönemi bir kadın için önemli geçiş noktalarındandır. Toplumun kadına bakış açısı ve tutumu kadının “kendilik” algısını etkilemektedir. Kadın bedeninin metalaştırıldığı toplumsal kesimlerde, menopoz sonrası depresyon daha sık olmakta iken, kadının bedenine değil kişiliğine değer veren ataerkil anlayışın azaldığı toplumsal kesimlerde, menopoz sonrası depresyon daha az görülmektedir.

Psikiyatri yazınındaki önemli soru “bu döneme özgü bir duygudurum bozukluğu olup olmadığı” sorusudur. Depresyonda erişkin dönemde 2: 1 olan kadın : erkek oranı menapozal dönemde 3-4 : 1 e çıkmaktadır. Fakat menopozun yerleşmesi ile (ilk 6 aylık dönem) artmış olan depresyon yaygınlığı normale döner. Hormon yerine koyma tedavisinin davranış değişikliklerini düzeltmesi, ailede depresyon öyküsünün daha az olması, hormonal birtakım değişikliklerin de bu dönem yaşanan depresyonda etken olabileceğini düşündürmektedir.

Menopoz ve depresyon ilişkisi ile ilgili hakim dört farklı görüş mevcuttur. İlk görüş etiyolojik birlikteliğin olmadığı tesadüfi birliktelik, ikinci görüş özgün somatik belirtilerin (sıcak basması, uyku bozukluğu, enerji azalması, cinsel isteksizlik gibi) depresyonu etkilediği, üçüncü görüş menopozu ortaya çıkaran endokrinolojik olayların psikiyatrik bozukluklarla ilişkili nörotransmitter sistemlerini etkilemesi ve son olarak yaşamın ortasında ve ilerleyen yaşla birlikte özgüvende yaşanan değişimin depresyon için tetikleyici olabileceğidir. Yani aralarında karmaşık bir ilişki söz konusudur.

Menopozal dönemde depresyon için risk faktörleri şu şekilde tanımlanmıştır:
1.Genç yaş
2. Beyaz ırk
3. İşsizlik
4. Önemli oranda, hızlı ve ani hormon değişiklikleri ( cerrahi menopoz, over işlevlerinde ani azalma)
5. Şiddetli somatik belirtiler
6. Şiddetli premenstrüel disforik bozukluk, postpartum depresyon öyküsü
7. Gençlik, üretkenlik ve güzelliğe önem veren kültürler.
8. Sosyal desteğin zayıf olması
9. Menopoz öncesi bir zamanda geçirilmiş depresyon öyküsü.

Risk faktörleri mevcut olgularda depresyon gelişimi açısından dikkatli olmak gerekmektedir.

Sonuç olarak menopozal dönem stres etkenleri ve risk faktörlerinin sıklık ve şiddetine göre minör depresif belirtilerden majör depresyona uzanan çok geniş bir aralık sunmaktadır. Epidemiyolojik verilerde, hormon düzeyleri stabilize olup menopoz oturduğunda duygudurum ile ilgili problemlerin son bulduğu bilinmektedir.

Sonuç olarak depresyon tüm toplumlarda kadınlarda daha sık görülmektedir. Kadının; biyolojik yapısı, kişilik yapısı, sorunlarla başa çıkma yolu, toplumsal ve kültürel rolü ile cinsel kimlik rolü kadını depresyona daha yatkın kılmaktadır. Ergenlik, gebelik, lohusalık ve menopoz gibi önemli geçiş dönemlerinde hem biyolojik hem psikososyal nedenlerle kadınlarda depresyon riski daha da artmaktadır. Bu geçiş dönemlerinin iyi anlaşılması, erken destek ve tedavi arayışı yaşam kurtarıcı olabilir.

Doç. Dr. Aslıhan POLAT
Dr. Hatice TURAN
Kocaeli Üniversitesi
Tıp Fakültesi
Psikiyatri Anabilim Dalı
Kadın Ruh Sağlığı Birimi
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.