Prş08172017

Otizmli Bir Kahraman, Yiğithan'ın Başarı Öyküsü...

Kullanıcı Oyu:  / 9
En KötüEn İyi 

“Bir senede bin mucize”
İkinci yavrumuzdu Yiğithanımız. On dört aylık oluncaya dek sağlıklı, gülen, konuşan, koşturan bir bebek... Ve bir anda bir imtihan kapısı açıldı hayatımızda, EPİLEPSİ (lennox gastaut sendromu). Gülen yüz gülmez, konuşan dil konuşmaz, koşan minik ayaklar neredeyse adımlamaz oldu.

Oysa ne çok hayaller kurmuştuk onun adına. Denenen 21 çeşit ilacın hiç birinden bir sonuç alınamadı. Her geçen gün avuçlarımızın içinden akıp gidiyordu Yiğithan’ımız, yavrumuz vardı ama yoktu kısacası. Dünyadan bi haber anneyi-babayı dahi tanımaz halinin ardından ikinci büyük darbe olarak OTİZM girdi hayatımıza. Bir zorluk daha eklenmişti imtihanımıza, geçmişteki güzel günleriyse sadece bize bıraktığı bir anı. Üç buçuk yaşında %96’lık otizm ve epilepsi raporu verildi bebeğimize. Bizler epilepsiden kurtulup bize döneceği günlerin ümidiyle hayata tutunmaya çabalarken, okuduğumuz otizmle alakalı tüm kitaplar tüm ümitlerimizi yakıp küle çevirdi. Hani derler ya anne yüreği, yüreğimin bir yanı okuduklarımın acısıyla kavrulurken diğer yanıysa inanma diyordu sürekli. Ve ARAŞTIRMALAR, ARAŞTIRMALAR, ARAŞTIRMALAR... İlk etapta devletin çocuklarımıza verdiği özel eğitim dersleri, bireysel ve duyusal öğretmenlerimizin çabaları girdi Yiğithan’ın hayatına. Ona emek veren tüm eğitimcilere minnettarız. Bu süreç içerisinde oğlumuzu sağlıklı akranlarıyla aynı ortama sokabilmek adına semtimizdeki birçok kreş ve devlet okullarıyla görüşmeler yaptım, aldığım yanıtsa hep aynıydı ‘’diğer çocukları riske atamayız, aileler kabul etmez, öğrencilerimiz eksilirse maddi çıkmaz yaşarız”... En çok canımı yakan ise bir okul müdürünün “Onları başka yerde topluyorlar” cevabı oldu.

İşte OÇEM kapısındayız, test sonucu OÇEM birinci sınıf öğrencisi oğlumuz. Otizmli fakat epilepsisi de var aynı zamanda. Kısa bir süre sonra Yiğit’in epilepsi nöbeti esnasında bir zarar görebileceği, bu mesuliyetin öğretmenlerin mesleki kariyerini bitirebileceği sebebiyle OÇEM’inde kapıları kapandı yüzümüze. Oysa ki kapanan onca kapının ardından bir arpa boyu dahi yol alma adına kendilerine yaşanabilecek olumsuz bir olay sonrası tüm mesuliyetin bize ait olacağına dair imzalı kağıt verme teklifimiz dahi reddedildi. OÇEM’DEN DE ÇIKARILAN ÇOCUK. :) Oğlumuzu kaderine terk etmek mi, asla…

Araştırmalara devam tabi ki, işte büyük gün, internette OTİZM ANKA ile karşılaşmamız. Eşimde bende videoları ağlayarak izledik. Heyecan dolu ve epilepsi dolayısıyla kabul edilmeme korkusuyla gittiğimiz ilk randevumuz. Anka’nın kapısından attığımız ilk adımın, oğlumuzun geçmişte kaldığını sandığımız güzel günlere attığımız bir adım olduğunu nerden bilebilirdik ki... İçeride öğrencilerinin gözünün içine bakan gencecik öğretmenler, yavrularının başarıları sonucu yüzleri gülen aileler. Açıkçası yüzümüze çarpılan onca kapıdan sonra inanılır gibi değil. Nasıl olabilir, nasıl kendilerini bu denli adayabilirler çocuklarımıza kendilerini bu gencecik yürekler?... Biz böyle düşünürken derinden, ANKA’nın yüreğinden gelen bir ses, Halil hocam açıklıyordu her şeyi ‘’SİZ ÇALIŞIN ONLAR BAŞARIR’’ ve başarıyordu meleklerimiz. İlk başlarda “sürekli ağlayan güzel çocuk” olarak tanıdı herkes Yiğithan’ı Anka’da. Epilepsisi gözlendikten sonra konu dahi edilmedi ve sadece tehlike arz edebilecek branşlardan ziyade riski olmayan çalışmalar tercih edildi. Ciddi öfke nöbetleri, şiddetli davranış bozuklukları, kısacası zorun ötesi bir öğrenciydi Yiğithan. Ama oğlumuz ANKA ailesindendi artık. Yaşam lideri İdris Hocayla zorlu ama bir o kadarda başarı dolu bir yola ilk adımlarını atmışlardı. Bu sürecin başlangıcından itibaren oğlumuzun yaşam lideri İdris hoca, özel eğitim hocaları Seher hanım ve Sedat beyle sürekli iletişimde bulunarak aralarında fikir alışverişi yaptılar, hedefte Yiğidin iyiliği vardı...

Anka’yla beraber, oturduğu yerde oturamaz haldeki yavrumuz masada oturup kendi yemeğini yiyebilen, sonrasında masasını toplayabilen, suyunu doldurup içebilen, dışarıda beraber yürürken sürekli bağıran ve kendini yerden yere atan bir çocukken, şu an toplu taşıma araçlarını dahi kullanabildiğimiz, çevreye ilgili, sosyal açıdan ilişki kurabilen, isteklerini hiç dile getiremeyen bir çocukken, önce işaretlerle ifade etmeyi öğrenen ve zamanla sözel ifadelere geçmeye başlayan, televizyon izleyen, giyinip soyunabilen, korku, üzülme, sevinme duyguları gelişmiş, birkaç ay öncesi dizde sallanarak uyutulurken şu an uykusu geldiğinde yatağına gidip uyuyan, söylenenleri algılayıp istekleri yerine getirebilen, şımaran, yaramazlık yapan, oyun oynayan 7 senedir duymaya hasret kaldığım o sihirli sözcüğü “anne” değil, “annemmmmm” olarak söyleyen, bizlerle ufak ufak konuşmaya başlayan, iki günde kayak yapmayı öğrenebilen, kısa sürede buz patenini öğrenmiş, basketbolda, masa tenisinde, aletli ve aletsiz spor egzersizlerinde küçümsenmeyecek başarılar kat etmiş, bunlara ek olarak yine İdris hocamızla sosyalleşme derslerinde büyük başarılara imza atmış ve atmakta olan küçük adam Yiğithan... Biz onlara muhteşem ikili diyoruz.

Ufak ama acı bir anımı daha anlatmadan geçemeyeceğim; Oğlumuzdan iki buçuk yaş büyük kızımın (evimizin küçük annesi) kitap çekmecesinde buruşturulmuş bir kağıt buldum ve içinde içimi yakan şu sözler yazıyordu, ‘’arkadaşlarımın hepsi kardeşleriyle oyun oynuyorlar, onları kıskanmıyorum ama keşke bende....” devamı getirilememiş, buruşturulup atılmıştı kağıt. O anın inanın tarifi yok. Şimdiyse evde iki kardeşin yükselen kahkahaları, oyuncak kavgaları ve kızımın arkasından “aba” diye seslenip oyun oynamak için onu çekeleyen bir kardeşi var. ANKA hayallerimizi gerçekleştirmekle kalmadı, hayal edemediklerimizi yaşattı bizlere. Sadece bu kadar da değil, ailelere moral verebilmek, hayattan soyutlanmışlığımızı sonlandırmak adına aile buluşmaları, geziler, doğum günleri ve sosyal davetlere katılımımızı sağlayarak bizleri de hayata yeniden dahil etti. Biz ANKA’yı şöyle özetliyoruz. Çocuklarımız Allah’ın yarattığı özel insanlar, hocalarımız ise bu özel çocuklar için özel yaratılmış insanlar. ANKAMIZIN kurucusu sayın HALİL ERKUZU hocamız, sayın İSMAİL AVŞAR hocamız, sayın YUSUF KOPOĞLU hocamız, yaşam liderimiz sayın İDRİS KORKMAZ hocamız ve adını sayamadığım tüm hocalarımız, iyi ki varsınız, emeğinize yüreğinize sağlık…

Hülya Sarı KÜÇÜK
Yiğithan’ın Annesi