Çrş12132017

Mehmet MÜDERRİSOĞLU

Kullanıcı Oyu:  / 4
En KötüEn İyi 

Eczacı Mehmet Müderrisoğlu 1948 yılında İstanbul’da doğdu. Üç kardeşin en gencidir. İki ağabeyi de eczacı olup, kendisi 1970 yılı Nişantaşı Eczacılık Yüksek Okulu mezunudur. İlk ve ortaokulu Şişli Terakki Lisesi, liseyi Ankara TED Koleji’nde okumuştur. İngilizce, Fransızca, Almanca bilmektedir. Evli ve iki çocuğa sahiptir. Kızı doktor psikolog, oğlu ise Marmara Üniversitesi Eczacılık Bölümü mezunudur.


Sanayicilik, eczacılık fakültesinde kozmotoloji hocalığı yapmanın yanı sıra 1970’den günümüze ara vermeden Rebul Eczanesi’nde eczacılık yapmaktadır. Diabetes mellitus ve hipertansiyon adlı iki basılı, Evde Hasta Bakımı konusunda ise bir adet basıma hazır kitabı bulunmaktadır. 2010 yılında TV8’de her pazar 12.00-13.00 arasında yayınlanan YAŞAM KULUBÜ adlı sağlık programını sunmuştur.Eczacı Dergisi tarafından YILIN ECZACISI seçilen Müderrisoğlu, 2010 yılı Altın Havan ödülünü almaya hak kazanmıştır.

Telefonla aradığımızda çok kibar ve sıcak bir ses karşılıyor bizi. İkinci kuşak eczacı olan Mehmet Müderrisoğlu’nun devamlı kendini aşmaya çalışan enerjisini, mesleki deneyimlerini, eğitimciliğini, hoş sohbetliğini, sıcaklığını, hoşgörülüğünü sizlere aktarabilmek için randevulaşıyoruz.

 

Kendinizi tanıtır mısınız?
Müsadenizle Babam Kemal Müderrrisoğlu’ndan başlayarak söze gireyim. Kemal Müderrisoğlu 1923 senesinde T.C.’nin ilk mezun eczacı grubuna dahildir.

Beyoğlu’ndaki sahibi Fransız olan Rebul Eczanesine staj yapmak için başvurduğunda Fransızca bilmediği için kabul edilmemiş. Bir yılda Fransız Konsolosluğu’nda Fransızca öğrenip tekrar eczaneye gelip Fransızca iş istemiş.

Hayranlıkla kabul edilmiş. Üç yıl staj sonunda vali maaşı kadar aylık verilerek eczanede kalması istenmiş. 1934 yılında eczaneye ortak olmuş. Biz üç kardeşiz ve  hepimiz eczacı olduk. İki ağabeyim TEK ve SİFAR İlaçlarla ilaç sanayinde oldular.

2000 yılında ithalatın yoğunlaşması ile bunları devrettik. Şimdi onlar besin destek ürünleri getiriyorlar. Bizim felsefemiz en iyiyi yapmaktır. Ben 22 sene kozmetik sanayinde çalıştım. Döviz kurlarından dolayı 2000 yılında küçüldük. Sonra eczacı oğlum Kerim işleri devraldı.

Yeni ortaklar alarak firmayı çok iyi yerlere getirdi, şu anda otuz dokuz ülkeye Rebul markasıyla ihracat yapmaktadır. Türkiye’de sanayi çok zor. 2003 -2008 yılları arası Yeditepe Üniversitesi’nde kozmotoloji hocalığı yaptım. Daha sonra serbest eczacılığa ağırlık vererek eczacıların ağabeyi durumuna geldim.

Serbest eczacılık yaparak ilaç araştırıp geliştirmek bir hobiniz midir?
Hergün eczanemde yeni bir ürünün hazırlığı vardır. En son geliştirdiğim ürün, dikkat eksikliği ve hiperaktivite teşhisi koyulan çocuklar için geliştirdiğim besin destek ürünü olan kapsüldür. Diğeri karın yağlarını gideren inceltici jeldir.

Benim yaptığım ürünler güvenli ve üstün kaliteli maddelerdir ve yan tesirleri yoktur. Kullandıklarım dünya literatüründe yer alan maddelerdir..


Mesleğiniz sizin için ne ifade ediyor?
Benim hayatta iki mutluluğum vardır. Eşim ve işim. Eşimle çok genç denecek yaşta evlendim. Kendisi ev hanımıdır.

Her sabah işe koşarak giderim, evime de koşarak gelirim. Her sabah 7.30’da işte olurum. Koşturmaktan başka düşüncem yok. Etrafımda genç eczacıların yetiştiğini görmek bana mutluluk veriyor. Onlara katkıda bulunmak da bana çok keyif veriyor. Eczanemin gerçek sahibi müşterileridir. 115 yıldır bu kapı, asırlık çınara en iyi şekilde bakan biz emanetçileri sayesinde olmuştur. Tüm personelimiz de aynı görüşle hareket ederken, tek düşüncemiz HİZMETTE SINIR TANIMAMAKTIR.

Zincir eczaneler için düşünceleriniz?
Zincire hazırlanmak zorundayız. İsviçre dahil dünyanın pek çok ülkesinde oluşunca bizimde en kısa zamanda örgütlenerek bu günden hazırlanmamız gerekir. Zincir eczaneler çoğu Amerika’da mevcut, Eczacılar Birliğimiz daha bu günden bu olgu olacakmış gibi davranarak kanun  metninde eczacıların menfaatlerini koruyacak şekilde hazırlanmalıdır. Bir noktada ben kendimi bu gerçeklere hazırlamaktayım. Hizmette sınır tanımamakta ve hep yeniliklerin arkasından koşmaktayım.

En büyük ödülünüz nedir?
Yetiştirdiğim öğrencilerdir. Nereye gitsem sevgiyle karşılanıyorum. Birçok ödülün yanı sıra yakın zamanda serbest eczacılık dalında Eczacı Dergisi nin 2010 yılı Altın Havan Ödülünü kazandım.

Eczanenin laboratuar kısmında mı daha çok vakit geçiriyorsunuz?
Eczanenin her yerindeyim. Bu bir sevgi işidir. Okumak, araştırmak, hayat tarzım. Bilgimi, deneyimlerimi e-posta ve bültenlerle meslektaşlarıma gönderiyorum.

Unutamayacağınız bir anınızı anlatır mısınız ?
Birgün eczanede nöbet tutarken 23:00’de kapı çaldı ve gelen kişi “Recep Ağabey Revonal istiyor” dedi. Revonal kırmızı reçete ile satılan bir ilaçtır. Bende yok dedim, vardır, vardır dediler. Gittiler az sonra gene geldiler. “Recep ağabey çok kızdı, revonal vermezse camı indir aşağı diye talimat verdi” şeklinde konuştu. Oradan  polisler geçiyordu. Bu adam camı kıracak diye başvurduk. Polisler “kırmadan zabıt tutamayız” dediler. Kalfam o sırada yoldan geçen iki hayat kadınına”gel ne istersen hediye edeceğim” diye eczaneye çağırdı. Oje, pamuk, kolonya verdi. Kadınlara “karşıdaki adamlar bize sataşıyor, hallediver” dedi. Onlar adamların yanına gidip bir çığlık atarak polise “bu adamlar bizi kaçırıyor” diye bağırdılar. Polisler de adamları gözetim altına aldılar ve biz de kurtulmuş olduk.

Genç eczacılara eczanede nasıl davranılmalı, iletişim konusunda neler söylersiniz?
Mesai saatleri boyunca önü ilikli temiz beyaz gömlek giymelerini tavsiye ederim. Ben hergün gelir gelmez beyaz gömleğimi giyerim. Niye biliyor musunuz? Çünkü ben beyaz gömleğimi giyince evi, evde çıkarınca işi işte bırakmış olurum. Bir de müşterinin size inancı artıyor. Müşterinin gözlerinin içine bakarak onu karşılamak daha doğru ve inandırıcı oluyor. Benim eczanemden müşteri mutlu olarak gitmelidir. Eczacılıkta en önemli ders iletişimdir. Ben hocalık yaptığım dönemde bunun ders olarak okutulmasını önermiştim ama ne yazık ki başarılı olamamıştım.

Eğer müşterinize bir test uyguluyorsanız bunun neticesini ve yorumunu bir eczacı olarak sizler yapın, daha inandırıcı ve ikna edici oluyor. Ben her zaman bankonun ön kısmında durur müşteri karşılarım, teknisyenlerim ilaçların yerlerini de bilgisayarda yazılmalarını da benden iyi yapabilmektedirler. Reçetesi hazır olana kadar, Onlara ilaçların yan etkilerini ve bunları engelleyecek farklı ürünlerden bahsederim. Belki o gün anlattığım ürünü almayacak ama ikinci geldiğinde neydi şu ürünün adı diyecektir.

Anlayacağız şudur ki; eczacılık artık okullarda okutulan ve hepimizin en zor geçtiği ama hayatta hiç denecek kadar kullanmadığı kimya dersi olmayıp daha çok iletişim, ilaç bilgisi ve iş idaresi olmakta, umarım bu gerçekleri de eczacılık okulları görerek yeni gelecek olan jenerasyonu bu yönde eğitirler.

Yılların başarılı eczacısı ile yaptığımız söyleşi sonunda kazandığımız değerlerin mutluluğu ile kendisine bir kez daha teşekkür ediyor, nice sağlıklı ve başarılı yıllar diliyoruz.