Sal12122017

SOĞUK ÜLKE NORVEÇ

Kullanıcı Oyu:  / 2
En KötüEn İyi 

Norveç; Sıcak Bir Yazda Soğuk Bir Yerde Olmak...

GÜNEŞİN yeryüzünü uzun vakitler boyunca ısıtmaya çalıştığı, bu çabaya  yabancıların, kat kat giysiler giyerek, yerlilerin ise soğuk güneşe inat ince giysilerle dolaşarak karşılık verdiği bir yerdeydiniz. Yılın (21 Haziran) en uzun günleri ve beyaz gecelerini yaşıyordunuz. Sokaklarda üstü açık arabalar, daha fazla üşümenize neden oluyordu. Zaman ayarınızı ise tekrar yapmanız gerekiyor: Burası, akşamın 24:00’de, sabahın 01:00’da olduğu, gecenin ise sayfalardan silindiği bir enlem. Dünya haritasında İskoçya’dan bile kuzeyde yer alıyor. Etrafımızda beyaz gecelere, kara gündüzlerden ulaşmış bir halkın coşkusu ve sevinci var.

 

1970’lere kadar Avrupa’nın en fakiriyken, doğalgaz ve petrol bulduktan sonra Avrupa’nın en zengini olan bu ülkenin beş milyon nüfusunun yarım milyondan fazlası, gençlerinin ise %25’i başkent Oslo’da yaşıyor. 1800’li yıllarda taş yüksek binalarla kurulmuş olan başkenti, adım başı heykeller süslüyor, heykeller için ayrı parkları da var. Dünyanın en çok heykeli olan baş şehri de burası olmalı. Heykellerin ve şehrin etrafı da alabildiğince yeşil. Oslo; Tolstoy’un “Çok şehir gördüm, içinde bahçe var, ancak birkaç şehir gördüm, bahçe içinde şehir var” lafını, kıyısıyla da deniziyle de hak eden bir şehir. Bir müzeler şehrindesiniz. Ulusal müzelerinde, Picasso’dan, kendi ressamlarından, Monet’ten, Gogen’e ve diğerlerine uzanan zengin bir koleksiyon bizleri bekliyordu. Botanik müzesi ve dünyanın en büyük tohum bankası da bu topraklarda. Jeoloji müzesi ise tek başına yeterince ilginç… Bölge insanlarını eski Viking atalarına bağlayan gemi müzesine benzer bir müze dünyada başka yerde var mı bilemiyorum. Folklör müzesi ise 1500’li yıllardan günümüze, Sami’lerden (Karanlık çağların da asimile ettikleri halk) Norveçliler’e eski yaşamları, 50 yıllık kesitler halinde yer yer canlı gösterilerle izletiyor. Örneğin bu müzedeki eczane yazan yerden içeri girince binlerce çeşit ot ve bitki bizi karşılıyor, aralarında da dolaşarak hangi bitki neye iyi gelir öğreniyoruz.

Oslo; İstanbul gibi, denizin kenarda durduğu değil, şehrin içlerine kadar sokulduğu, soğuk ve sıcaklığını, rengini, kokusunu herkese sunduğu bir şehir…

Norveç soğuk rüzgarlarla yüzleri yalanan, karanlıklarda sabırla bekletilen, uzun günlerle onurlandırılan denizin mavisinin, karanın yeşilini dağlarda ve gökyüzünde bulduğu, sabrın fazlasıyla öğretildiği bir kara parçası…

Norveç’çe, İngilizce ile Almanca arasında bir dil. Yiyecekler damak tadınıza uygun; balık, karides, yeşillikler ana öğün; ancak biraz pahalı, bir bardak çay 11-15 lira arası diyeyim varın siz düşünün. Topu topu beş milyonluk bir ülke (İstanbul’la kıyaslayalım lütfen!). Mesela dışişleri bakanlıkları başbakanlıkta bir, iki oda. Ülke de oniki bine yakın da türk yaşıyor. Doğrudan THY Oslo uçuşları başlayınca çok sevinmişler ve uçaklar %100 dolulukta. Norveç’ten memnun olanı var, olmayanı var, ancak mahallelerde dolaşırken İstanbul, Ankara, Ali baba kebapçısı bulmamız, Türkçe konuşabiliyor olmanız da çok güzel. Bir ipucu vereyim, bir manav görürseniz türk olma ihtimali %90.

Norveç, tam anlamıyla sosyal bir devlet. Kendi vatandaşı doğum yapınca devlet tarafından finanse edilen bir bakıcı kapınızı çalıyor, biri duvar kağıtlarınızı değiştiriyor, her ay iki bin euroluk çekler alıyorsunuz ve buna benzer şeyler zahmetsizce devam edip gidiyor. Ya ülke vatandaşı değilseniz? Bunun yorumunu da sizlerin düşüncenize bırakıyorum…

Flam: Hayat için başlangıç ve son nokta burasıdır hissini veren, ellerinizle dünyaya daha sıkı tutunup, ayaklarınızla toprağı daha iyi hissetmeye başladığınız bir yer…

Oslo’dan beş saatlik otantik bir tren yolculuğunu göze aldığınız da (çoğu cruise turu da bunu yapıyor) Flam’a ulaşıyorsunuz. Burası eski zaman buzullarının oluşturduğu, 700 metrelik uçurumların, yeşilliklerin denizle buluştuğu ve herkesin hayatında bir kez olsun görmesi gereken yerlerden... Hani bir uçurum kenarına oturup, beyaz bir gecede sonsuzluk gibi görünen, çoğu kişiyi büyüsüyle hipnotize eden ünlü fyordların başlangıcı olan nokta. Buradan iki saat uzaklıkta, artık fırtınaları dahi içinizde hissedebileceğiniz kuzey deniz kenarı Bergen kenti bulunuyor.

Antartika kaşifi Amundsen’in çocukları, karadan çok denizde yaşayan ilk çağ denizcileri Viking atalarının anılarını belleklerinde hapsedip, belki de kuzey kutbu çizgisi içinde bile topraklar bulundurarak yaşatıyorlar. Sahip oldukları yatlarla, gene her an o çağlara dönüp karayı terk edecek gibiler…

Oslo’dan bir gemiye atlayıp denize uzandığınızda anlıyorsunuz, hayat deniz üzerine kurulmuş; yüzlerce koy içinde onbinlerce yat ya da kotra, gitmek için de deniz, gelmek için de deniz, yaşamak için de deniz lazım... Evler yeşilliklerle bezenmiş orman içinde, doğada kaybolmuş. Bizde buna izin vermezlerdi diye düşünüyorum... Her evin rıhtımı ve bağlı teknesi, teknenin yakınında bir masa ve etrafındakileri alabilecek küçük şirin kulübesi var ve hepsi de rengarenk. Buradaki her şey üstün bir denizden keyif alma kültürünü yansıtıyor. Rıhtımlardaki bekleme kulübelerindeki kütüphaneler ise insana ve zamana verilen değeri fısıldıyor.

Norveçliler, uzun boylu, sarışın, kibar, yer yer alkole ve depresyona yatkın, kurallara mutlak derecede bağlı, çoğunlukla açık fikirli, yardımsever, güneşe hasret, sıcak insanlar.

Sözün özü; dünyanın en kuzeyinde bir başkent, soğuk yaz günleri, fyordlar, 19. Yüzyıl mimarisi, denizi ve bakir ormanları ile bizden uzaklarda ve farklı kültürü olan bir ülkeyi yaşamak isterseniz, buyurun, Norveç sizleri bekliyor.

Fotoğraflar ve Yazı: Dr. İsmail Hakkı BALİÇ